Ahım Elinde Tespih Olsun
Sana olan kırgınlığım ne bir mevsime sığar, ne de rüzgârın önüne katıp götüreceği bir toz bulutudur. İçimde biriktirdiğim her "keşke", her düğüm ve her sessiz hıçkırık, artık senin boynuna dolanan o görünmez zincirin birer parçasıdır. Madem gidişinle arkanda bir enkaz bıraktın, o enkazın tozundan sana bir tespih dizdim; her imamesinde sızım, her tanesinde ahım saklıdır.
Gecenin en koyulaştığı yerde, uykularının bölündüğü o tekinsiz saatlerde parmakların boşluğa uzandığında, avucuna bıraktığım bu yükü hissedeceksin. Bu öyle bir tespihtir ki; ne kehribardır ne de gümüş; o, gözyaşımın tuzuyla sertleşmiş, hayal kırıklıklarımın ateşiyle pişmiş bir keder senfonisidir.
İlk Otuz Üç: Sana verdiğim, kıymetini bilmediğin o tertemiz emeklerimdir. Her çekişinde, harcadığım gençliğimin gürültüsünü duyacaksın.
İkinci Otuz Üç: Kurduğun yalanların, yıktığın köprülerin ve yarım bıraktığın cümlelerin ağırlığıdır.
Ax pişti te yar...
Senden sonra bu şehir, dilsiz bir mezarlık şimdi.
Ez ım, dilteng ım, bêkes ım di vî bajarî da,
Yürüdüğüm sokaklar yabancı, bastığım toprak emanet.
Hangi kapıyı çalsam, yankısı yine benim yalnızlığım,
Hangi yöne baksam, rüzgâr senin kokunu getirir uzaktan.
Gecenin en koyu yerinde uyandım yine,
İçimde bir yangın, göğüs kafesimde bir daralma...
Duvarlar üzerime doğru yürüyor sanki,
Odalar soğuk, odalar bomboş, odalar sen kokuyor.
Elim telefona gidiyor, numarayı ezbere bilen parmaklarım titriyor,
Ne senden bana şiir olur,
ne de benden sana şair.
Var git başkasına roman ol,
kırdım bütün kalemleri aşka.
Sayfaları dağıttım, mürekkebi döktüm,
Gecenin en zifiri yerinde...
Sabaha uyanmak değil bu
Zaten hiç kapanmamış gözlerin
Boşluğa doğru taşması..
Zaman pıhtılaşıyor göğsümün tam ortasında
Ne ileri gidiyor akrep, Ne geri sarıyor yelkovan
Kelimeler boğazımda düğüm düğüm, yutamıyorum. İçimde öyle bir enkaz var ki, altından kalkamıyorum. Sazın teline her vuruşta ciğerim sökülüyor sanki,
Ben bu gece kendime bile ağlayamıyorum.
Ben seni kutsal bir emanet gibi taşımıştım bu göğüste. Üşüme diye ömrümü serdim ayaklarının altına. Meğer sen, beni paramparça etmek için beklemişsin pusuda.
Söylesene, Değdi mi vurduğun o son darbeye? Değdi mi beni diri diri bu toprağa gömmeye? Bilseydim o gülüşünün ardında bir cellat sakladığını, Gözlerinin içine bakarken ecelimi gördüğümü
Dünya sahnesinde roller biterken,
Herkes kendi yolunu çizip giderken,
Sırtıma yüklenen yükler yeterken,
Ben hesabımı mahşere bıraktım hafız.
O gün ki, mizan kurulur ortaya,
## Dört Mevsim, Bin Asır: Oğlumun Kokusu Nerede?
Tam dört yıl oldu...
Dile kolay, yüreğe pranga, ömre ağır bir ceza.
Ben elli yaşımın eşiğinde, her sabah seni doğurmuşum gibi uyanırken,
Senin yokluğun oda oda, köşe bucak üzerime yıkılıyor.
.
Bu kabulleniş, bir sarayın çöküşü gibi sessiz,
Bir nehrin yatağını usulca terk edişi kadar derin.
Artık ne yollara dikiyorum gözlerimi
Ne de kapı seslerinde ürperiyor içim.
Zaman o acımasız usta
ERTUĞRUL BEY VE KARTANE'SİNE İTHAFEN
Bir gün gelir de sorarlarsa bizi,
Gözlerindeki o mahcup telaşı dindir.
Hiç bükme boynunu, hiç sızlatma içini,
"Bitti" de, "Hükmü kesildi,
Yükünü bana bırak, sen hep hafif kal,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!