Tan, saçlarının ucunda tutuşurdu önce,
Güneş, tenine değmeden kızıl bir iz bırakırdı.
Rüzgâr geçerken omuzlarından,
Gökyüzü bir yangını saklar gibi uyanırdı.
Ben o kızıllığı gün doğumu sanırdım;
Meğer bir ömrün en güzel yeri yanıyormuş.
Gözlerin vardı, iki eski istasyon gibi,
Birinde ay beklerdi, ötekinde yarım kalmış trenler.
Baktığında insan yolunu bulacağını sanırdı,
Oysa her bakışın biraz daha uzağa götürürdü beni.
Gece, gözbebeklerinde unutulmuş bir şehir,
Ben o şehrin adresini bilmeden kayboldum.
Bir gece ellerin ellerimde uyuyakaldı.
Sokak lambası yüzüne sarı bir örtü serdi.
Dışarıda kar yağıyordu, içeride nefesin;
Dünya, küçücük bir odanın içine sığmıştı.
Boynunun kıvrımında sakladım bütün korkularımı,
Tenin, eve dönmenin başka bir adıydı.
Sabah olduğunda güneş doğdu,
Ama ben ilk kez ayrılığın da bir bedeni olduğunu gördüm.
Şimdi hangi rüzgâr esse biraz senden kaldırıyor,
Hangi ateş yansa içimde bir şey eksiliyor.
Eski mektuplar, sobanın ağzında kıvrılıyor,
Mürekkep kararıyor, yazdıklarımız göğe yükseliyor.
Bir ömrü avuçlarımda tutmuşum da
Parmaklarımın arasından geçmiş bütün yıllar.
Ne sen geri gelebiliyorsun,
Ne ben o yangından önceki adama dönebiliyorum.
Çünkü bazı aşklar bitmez;
Yalnızca insanın içindeki yerini değiştirir.
Bir zamanlar kalp olan yerde şimdi sessiz bir arazi,
Üzerinde rüzgârın bile adını anmaya korktuğu
Koca bir yangının son külü kalır.
Kayıt Tarihi : 4.11.2026 00:21:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!