Zamanı şifalı bir merhem sananlar yanılır, bayım,
İçimde infilak eden bu sessizlik, yarım kalmış bir kentin enkazıdır.
Sırtımda taşıdığım hançer değil artık, mimarisi bozulan bir gençliktir;
Hani o üstüne titrediğin, bir gül yaprağı gibi sakındığın o mukaddes rüya,
Şimdi izbe bir odanın tavanında, duman salkımlarıyla boğulmaktadır.
Biz o sarsılmaz itimadı bir mücevher gibi taşırken göğsümüzde,
Meğer çoktan biçilmiş kıymetimiz, çoktan satılmışız o hileli pazarda.
Şimdi hangi sözcük tamir edebilir bu muazzam inkisarı, bayım?
Hangi nehir temizler o mukaddes bildiğimiz eşiğe bulaşan bu lekeyi?
Bir zamanlar dizlerimde bir kız çocuğu masumiyetiyle sakındığım o çehre,
Şimdi bir başka gecenin, bir başka kolların arsız girdabında teslim ediyor kendini.
Biz burada o saf hatıranın gölgesine sığınak ararken bu zifiri fırtınada,
O, mukavemeti kırılmış bir gemi gibi, yalan bir rüzgârın koynunda soyunuyor geçmişinden.
İşte bu yarım kalmışlık, bu ebedî haksızlık katılaştırıyor göğsümdeki cevheri;
İnanç, kendi tapınağında kendi celladına kurban ediliyor ansızın.
Yusuf Emir Kıranşal
Kayıt Tarihi : 17.06.2026 12:48:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu dizeler; alelade bir gönül kırıklığının değil, bir insanın içindeki en temiz, en dokunulmaz inancın—kutsal saydığı ne varsa hepsinin—bizzat en güvendiği eller tarafından yağmalanmasının hikayesidir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!