Kendime dönüş ? Şiiri - Selin Özalan

Selin Özalan
111

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Kendime dönüş ?

İnsan büyüdükçe her şeyin kolaylaşacağını sanıyor. Çocuklukta taşıdığı yüklerin bir gün omuzlarından sessizce kayacağını, korkuların zamanla küçüleceğini, kırgınlıkların ise yalnızca eski bir anı olarak kalacağını düşünüyor. Oysa zamanın öğrettiği ilk şey şu oluyor: İnsan büyüdükçe yükler kaybolmuyor, sadece onları taşıma biçimi değişiyor.

Bir süre sonra anlıyorsun ki hayat, herkesi aynı yerden sınamıyor. Kimisi kaybetmekten korkuyor, kimisi yalnız kalmaktan, kimisi anlaşılmamaktan. Dışarıdan bakıldığında güçlü görünen insanların bile kimsenin bilmediği sessiz savaşları oluyor. Çünkü insanın en büyük mücadelesi çoğu zaman başkalarıyla değil, kendi zihniyle verdiği mücadeledir.

Zihin ilginç bir yerdir. Seni korumak isterken bazen seni en çok yoran yere dönüşebilir. Olasılıkları hesaplar, ihtimalleri sıralar, yaşanmamış acıları bile önceden hissettirmeye çalışır. Bunun adına kimi zaman kaygı derler, kimi zaman tedbir. Ama ikisinin arasındaki ince çizgiyi ancak yaşayan bilir. Çünkü insan bazen kötü ihtimali düşündüğü için değil, hazırlıksız yakalanmaktan korktuğu için her senaryoyu zihninde defalarca yaşar.

Belki de bu yüzden hayat bana tek yönlü düşünmeyi hiç öğretmedi. Ne zaman yeni bir başlangıcın eşiğinde olsam, zihnim aynı anda iki farklı yol çizer. Birinde umut vardır, diğerinde ihtimal. Birinde her şey yoluna girer, diğerinde ise beklenmedik olan gerçekleşir. Kimileri buna karamsarlık diyebilir. Ben ise buna hazırlıklı olmak diyorum. Çünkü hayat, insanı en çok beklemediği yerden sınar. Yaşadıklarım bana kötüyü çağırmayı değil, ihtimalleri inkâr etmemeyi öğretti. Belki de bu yüzden olacakları değiştiremiyorum ama geldiğinde beni tamamen yıkmasına da izin vermiyorum.

Sonra bir gün durup aynaya bakarsın. Eskisi gibi kusur aramazsın. Çünkü kusursuz olmaya çalışmanın insanı yalnızca yorduğunu fark etmişsindir. Yüzündeki her çizginin, karakterindeki her eksikliğin, yaptığın her hatanın seni bugünkü hâline getirdiğini anlarsın. Kendini değiştirmek yerine anlamaya başladığında, ilk kez gerçekten kendine yaklaşmış olursun.

Ben de uzun yıllar boyunca kendime başkalarının gözünden baktım. İnsanların hakkımda ne düşündüğünü, beni nasıl gördüklerini, nasıl biri olmam gerektiğini fazlasıyla önemsedim. Fakat zaman, insanın en acı ama en dürüst öğretmeni oluyor. Bir gün dönüp baktığımda, yanımda sandığım birçok insanın aslında yalnızca güzel günlerime eşlik ettiğini fark ettim. Zor zamanlar geldiğinde kalabalıkların nasıl sessizleştiğini gördüm. O gün anladım ki insanın en büyük yalnızlığı tek başına kalması değil, kalabalığın içinde kendini ait hissedememesidir.

İşte o gün ilk kez kendime şu soruyu sordum: "Ben nasıl yaşamak istiyorum?" Çünkü yıllardır başkalarının beklentilerine göre şekillenmeye çalışırken kendi sesimi duymayı unutmuştum. Ardından ikinci bir soru geldi: "Ben neyle gerçekten mutlu oluyorum?" O iki soru, yıllarca başkalarının beklentilerine göre kurmaya çalıştığım hayatın yönünü değiştirdi. O günden sonra etrafın ne diyeceğine göre yaşamayı yavaş yavaş bıraktım. Çünkü insan, başkalarının gözünde iyi görünmeye çalışırken çoğu zaman kendi ruhunu ihmal ediyor.

İnsan kendini anlamaya başladığında başkalarının sesleri de yavaş yavaş uzaklaşır. Bir zamanlar "Acaba ne düşünürler?" diye kurduğu cümlelerin yerini "Ben ne hissediyorum?" sorusu alır. Ve belki de gerçek özgürlük tam burada başlar. Çünkü insan, başkalarının gözünden çıkıp kendi gözleriyle kendine bakmayı öğrendiğinde yaşamaya başlar.

Bugün biri bana "Kendini seviyor musun?" diye sorsa, hiç düşünmeden "Evet." derim. Çünkü kendimi yalnızca başarılı olduğum günlerde değil, eksik hissettiğim zamanlarda da sevmeyi öğrendim. Kendime sarılmayı öğrendim. Kendi sesimi susturmak yerine onu dinlemeyi öğrendim. Dışarıdan bakıldığında sanki kimseye ihtiyacım yokmuş gibi görünebilirim. Oysa gerçek bundan ibaret değil. Elbette insanın anlaşılmaya, güvenmeye ve sevildiğini hissetmeye ihtiyacı vardır. Benim de var. Ama hayat bana önce kendi omzuma yaslanmayı öğretti. Çünkü insan, en karanlık gecelerinde bile kendini terk etmediğinde gerçekten güçleniyor.

Belki de en büyük değişimim, kendime bakışımda oldu. Aynaya baktığımda artık kusur aramıyorum. Çünkü kusurlarımın beni eksilten değil, beni ben yapan parçalar olduğunu kabul ettim. Yaşadığım her kırgınlık, yaptığım her hata ve içimde kalan her iz, bugün olduğum insanın sessiz mimarlarıydı. Hatalarım oldu; bunu inkâr etmiyorum. Belki yine olacak. Ama artık kendimi o hataların içine hapsedip durmadan yargılamıyorum. Çünkü insan kendini sürekli cezalandırdığında değişmiyor, sadece yoruluyor. Kendine merhamet göstermeyi öğrendiğinde ise yalnızca geçmişini değil, geleceğini de iyileştirmeye başlıyor.

Hayatın en ilginç yanı ise, en büyük değişimlerin gürültüyle değil sessizlikle olmasıdır. Kimse alkışlamaz. Kimse fark etmez. Ama sen bir sabah aynı kişi olarak uyanıp artık aynı insan olmadığını hissedersin. Çünkü affetmeyi öğrenmişsindir. En önemlisi de kendini affetmeyi...

Kendini affetmek, geçmişi silmek değildir. Yaşananları inkâr etmek hiç değildir. Aksine, olan her şeyi olduğu gibi kabul edip yine de kendine sevgiyle bakabilmektir. Çünkü insan kendine ne kadar acımasız davranırsa davransın, geçmiş değişmez. Ama kendine gösterdiği merhamet geleceğini değiştirebilir.

Eskiden aynaya baktığımda eksiklerimi görürdüm. Şimdi ise beni ben yapan izleri görüyorum. Kusurlarım artık saklamaya çalıştığım şeyler değil; hayatın bana bıraktığı imzalar. Çünkü insan yalnızca başarılarından oluşmuyor. Kaybettiklerinden, düştüğü yerlerden, ayağa kalkarken aldığı yaralardan ve bütün bunlara rağmen yeniden umut edebilmesinden oluşuyor.

Bazen insanlar güçlü olmayı hiç düşmemek sanıyor. Oysa gerçek güç, düştüğünde ayağa kalkabilecek kadar kendine güvenebilmektir. Güçlü olmak, hiç ağlamamak değildir; gözyaşlarını saklamadan da yoluna devam edebilmektir. Çünkü kırılmak insanı eksiltmez. Kırıldıktan sonra kendini yeniden inşa edebilmek insanı olgunlaştırır.

Belki de insanın hayatı boyunca aradığı şey mükemmel olmak değildir. Aradığı şey, olduğu kişiyle barışabilmektir. İçindeki çocuğu susturmadan, korkularını inkâr etmeden, umutlarını küçümsemeden yürüyebilmektir. Kendine yabancılaşmadan yaşayabilmektir.

Ve günün sonunda geriye tek bir gerçek kalır. İnsan, dünyayı değiştirmeden önce kendi içindeki savaşı bitirmek zorundadır. Çünkü en huzurlu insanlar, en az yara almış olanlar değil; yaralarıyla kavga etmeyi bırakmış olanlardır.

Belki hayat hiçbir zaman tamamen kolay olmayacak. Belki bazı soruların kesin cevapları da olmayacak. Ama insan, kendini cezalandırmayı bıraktığı gün ilk kez nefes aldığını hisseder. Çünkü yaşam, kusursuz olduğunda değil; kendine rağmen değil, kendinle birlikte yürümeyi öğrendiğinde anlam kazanır. Gerçek mutluluk da belki tam burada saklıdır. Kendini değiştirmeye çalışmaktan vazgeçtiğinde değil; kendini anlayabildiğinde başlar.

Ve belki de olgunlaşmanın en sade tanımı şudur: Bir gün aynaya baktığında gördüğün kişiyi değiştirmeye çalışmadan, ona sessizce "İyi ki varsın." diyebilmektir. Çünkü insanın hayatta ulaşabileceği en büyük başarı, başkalarının alkışını kazanmak değil; gecenin en sessiz anında bile kendi vicdanıyla aynı odada huzur içinde kalabilmesidir. Kendine yabancılaşmadan yaşayabilmek, kendini yargılamadan sevebilmek ve bütün eksiklerine rağmen "Ben buyum." diyebilmek… İşte gerçek özgürlük belki de tam olarak budur.

Selin Özalan
Kayıt Tarihi : 24.07.2026 02:43:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!