Sonbahar inerken ormanın omuzlarına,
Bir serinlik çöker çamların gölgesine.
Gökyüzü, bulutlardan süzülen hüznünü
Bırakır toprağın nemli koynuna.
Çam iğnelerinin arasından usulca,
Kızıl başını uzatır Kanlıca.
Bir çiçek kadar nazlıdır
Ve bir meyve kadar gösterişli…
O, toprağın gizli sofrasından
Doğanın cömertçe sunduğu bir armağandır.
Bir gece yağmurla beslenir,
Ertesi sabah güneşin gözlerine uyanır.
Kızıl başında sonbaharın mührü,
Bedeninde yağmurun saklı türküsü…
Kimi zaman bir çocuğun sevinci olur,
Kimi zaman yorgun bir köylünün umudu.
Sepetler dolar ormanın ıssızlığında,
Eller taşır sonbaharın bereketini.
Çam kokusu siner parmaklara,
Islak yapraklar eşlik eder adımlara.
Her mantarın altında bir hatıra,
Her patikada unutulmaz bir hikâye…
Akşam olur, güneş dağların ardına çekilir,
Sepetlerde kızıl bir günün hatırası.
Ocakta köpürür tereyağıyla orman,
Bir başka güzelleşir Anadolu sofrası.
Ey Kanlıca, ey ormanın kızıl mücevheri!
Sen yalnızca bir besin değilsin.
Yağmurun bereketi, toprağın sabrı,
Sonbaharın avuçlarımıza bıraktığı hazinesin.
Ve bilirim,
Her güz geldiğinde yeniden çağırırsın bizi;
Biraz çam kokusuna, biraz çocukluğumuza,
Biraz da toprağın unutulmuş türküsüne…
Seğmenoğlu (Dr.Osman Akçay)
Kayıt Tarihi : 4.11.2026 22:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




TÜM YORUMLAR (1)