çalakalem ışıklara kayan aklım
belli ki saçlarından akan aydınlığa koşan nefesime teselli
fasıllar sonrası hüzün bu
kent çıkışı arkada kalan gözümün nuru
kimselerin dinlemediği
sözümün ağırlığısın desem
sen huysuz ağaçlı aydınlığın cazipliği
saçlarını uzak deniz martılarıyla
savururken yüzüme
kırgınım hasretine bile
gözümü hiçbir budaktan sakınmadan
devran sürdüğüme bakma sensiz
evet
asla unutmak yok kitabımızda
biz ki günün ilk ışığından kan içer
bakışlarımızın yelkenine tedirgin nisan rüzgarlarını alanlardanız
biliyorum çocukça
sen geç kalırsın bilirim
oysa ölüme randevu veremem
bekle diyemem zamana
sen yoksun ölüm ayağa düştü bir daha
sen yoksun işim gücüm yok
sokaklarda ağustos karı
bitmese diyorum bu çarşı pazar
bu kalabalık
eğik duruşluluğu hayat çerçevesinin
zamanın yaralı ortasında
ortalık yerde olur mu deme
sessizliği...
belki ince narin bir poyraz dalına bakan
telve burukluğunda
kalan benim
her zaman
gözlerimin konusu gölgeler olalı
kendini korudu zaman
hiçbir şey değişmedi bakışlarımda...
keder yoksunu bahçeler gibi izi
akşam sonu kuşlarına birlikte isimler bulmamızın
yüreciğimin ortasında
turnaları uğurladım
yağmurların canı sağolsun
yalnızlığımı paylaştığım
bırakmadı peşimi sırnaşıklığım
sokaklarda
öyle bir seslenişti
ki
kapadım kitabımı
geride saymadan bıraktığım yıldızlar
akşamın ıssızlığa bıraktığı tortuda
unuttum kuşların çocukluğuma çizdiği yolları...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.