Fransız şair ve senarist. Paroles adlı şiir derlemesindeki kelime oyunlarıyla büyük yankı buldu. Toplumsal umut ve aşk üzerine baladlarıyla ve yaptığı resim ve kolaj çalışmalarıyla da bilinir.
Yatılı bir öğrenci olarak Paris'te okudu. Drama eleştirmeni olan babası André Prévert'le tiyatroya giderdi ve annesi Suzanne Catusse'ten okuma sevgisini aldı. 15 yaşında ilköğretim eğitimini tamamladıktan sonra okulu bıraktı ve Le Bon Marché adlı büyük bir mağazada çalışmaya başladı. Savaştan sonra, 1918'de Yves Tanguy ile tanışacağı Yakın Doğu'ya askerliğe çağrıldı. Ondan sonra İstanbul'a gönderilir ve Marcel Duhamel ile tanışır. İstanbul'a işgal askeri olarak gelmesi hakkında Hıfzı Topuz'a şöyle bahsetmiştir: "İstanbul'u çok seviyorum. 1919'da İstanbul'a işgal askeri olarak gitmiştim. Ben işgal askeri olarak görev alacak insan değilim."
Eserleri
Senaryosunu Yazdığı Filmler
Le Crime de monsieur Lange (1935) Yönetmen: Jean Renoir
Tuhaf Dram (Drôle de drame) (1937) Marcel Carné
Sisler Rıhtımı veya Son Buse (Le Quai des brumes) (1938) Marcel Carné
Les Disparus de Saint-Agil (1938) Christian-Jaque
Son Ümit (Le jour se lève) (1939) Marcel Carné
Gece Ziyaretçileri (Les Visiteurs du soir) (1942) Marcel Carné
Cennetin Çocukları (Les Enfants du Paradis) (1945) Marcel Carné
Gecenin Kapıları Les Portes de la nuit (1945) Marcel Carné
La Bergère et le ramoneur (veya Le roi et l'oiseau) (çizgi film, 1953)
Grand Jean et Petit Jean, Hans Christian Andersen'den
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!