İnsan bazen kendinden geçerken bırakıyor izini,
bir kapının eşiğinde,
yarım kalmış bir çayın buğusunda,
kimsenin okumadığı bir mektubun
kat yerinde.
Dünya artık
bize çok önemliymişiz gibi davranmıyor.
Markette fiş veriyor,
otobüste yer vermiyor,
haberlerde bizi bir sayıya çeviriyor.
Sonra akşam oluyor,
hepimiz evimize dönüp
kendimizi önemliymişiz gibi görüyoruz.
İz dediğin ne ki zaten?
Bir ayakkabının çamurda bıraktığı şekil mi,
yoksa bir insanın
başka birinin hayatından geçerken
fark etmeden değiştirdiği yön mü?
Ben ikincisine inanıyorum.
Çünkü bazı insanlar gidiyor,
ama sandalyeleri uzun süre boş kalıyor.
Bazı cümleler söyleniyor,
yıllarca insanın içinde
başka cümlelere dönüşüyor.
Belki de insan
kendi hayatının başrolü değil.
Belki hepimiz
birbirimizin hikâyesinde
kısa süreliğine görünen
ve sonra adı bile hatırlanmayan
yan karakterleriz.
Ne tuhaf, değil mi?
Bir ömür kendimizi anlatmaya çalışıyoruz,
oysa bizi en çok
başkalarının aklında kalan
küçücük davranışlarımız anlatıyor.
Bir çocuğun başını okşamak,
yolda düşene el uzatmak,
yaşlı birinin poşetini taşımak,
kimsenin görmediği bir yerde
iyilik yapmak...
Bunların hiçbirinin
dünyayı değiştirecek kadar büyük olmadığı söylenebilir.
Ama dünya zaten
öyle büyük şeylerden oluşmuyor.
Biriken küçük suskunluklardan,
küçük itirazlardan,
küçük merhametlerden
ve insanın içinden sessizce geçen
“Böyle olmak zorunda değil.”
cümlesinden oluşuyor.
Bazen toplumun aynasına bakıyorum,
aynada kendimi değil,
bize ezberletilmiş yüzleri görüyorum.
Başarılı ol.
Güçlü görün.
Mutlu görün.
Daha çok kazan.
Daha az hisset.
Daha çabuk tüket.
Daha az düşün.
Sonra biri çıkıp soruyor:
“Peki sen gerçekten ne istiyorsun?”
İşte o anda
bütün sistem susuyor.
Çünkü insanın kendi sesini duyması,
bazen küçük bir devrim.
Ben artık
arkamda büyük anıtlar bırakmak istemiyorum.
Birinin hatırladığı
iyi bir cümle yeter.
Bir pencerenin önünde unutulmuş
bir sardunya kadar sessiz,
ama kökleri toprağa değen
bir hayat yeter.
Çünkü biliyorum;
hepimiz bir gün
bu kalabalıktan çekileceğiz.
Sokaklar yine dolacak,
otobüsler yine geç kalacak,
haberler yine değişecek,
şehir yine kendi gürültüsüne devam edecek.
Ve bizden geriye
belki bir fotoğraf,
belki bir isim,
belki de kimsenin fark etmediği
incecik bir iz kalacak.
O yüzden
artık yürürken dikkat ediyorum.
Birinin kalbine basmayayım diye.
Çünkü insanın dünyadaki gerçek ağırlığı
kaç kilo olduğu değil;
geçtiği yerde
kaç kalbi incitmeden
yoluna devam edebildiği.
Ve belki hayat dediğimiz şey,
arkamızdan bakınca
bir yol değil de
kimsenin görmediği
küçük izlerin toplamı.
05:02
Bir Ağustos gecesi
Kayıt Tarihi : 28.08.2026 05:04:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!