İsmet Barlıoğlu Şiirleri - Şair İsmet Ba ...

İsmet Barlıoğlu

Sensiz gecelerden korkuyorum yalnızlığımda,
Her düşüncen bir ayrı canakıyıcı oluor,
Karabasanlara dönüyor her bir hüznüm,
Her bir çilem bir yolkesici, her bir azabım bir harami,
Dertlerimin her biri gelip duruyor üztüme üztüme
Ellerinde baltalar, nacaklar,

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Elbette ki sana dert,
Anılarında ismim,
Duvarlarında resmim olmasa;
Yaşayabilir misin bir başına?
Tanıyabilir misin
Mavi sulara inip inip kalkan martıları,

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Gel yağmur altında danslar edelim,
Damlalar göllensin ayak altında.
Zamanı çok yavaş ilerletelim,
Işıklar oynarken yanak altında.

Kollar omuzlarda veya bellerde,

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

PARMAK ÇOCUK

Hikmet BARLIOĞLU

Parmak Çocuk

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Öyle bir evrende yaşıyorsun ki;
Herşeyde bir eşsiz düzen mevcuddur.
Göze görünmeyen zerrede bile
Cömertce harcanmış özen mevcuddur

Ölçülüp biçilip yaratılmış kıl,

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Sevda yollarında sarhoştur gönlüm,
Çok ağır gidelim bitmesin yollar.
Aşkına alıştı başıboş gönlüm,
Sarılsın boynuma o körpe kollar.

Sarhoşluk sevdanın tek mihengidir,

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Tek harfi tanımadan gelmişsin bu yaşlara,
Sen satmışsın kirazı, kalmış yalnız terazi.
Elbette vurmalısın o kafanı taşlara,
Sen satmışsın kirazı, kalmış yalnız terazi.

Dökmemişsin ömründe gözlerinden damla yaş,

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Sularda sırmasın ay ışığından,
Dalgada köpüksün, kayada yosun.
Başımda çelenksin defne dalından,
Bırak da gözlerim seyredip dursun.

Seni anımsarım ılık yağmurda,

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

Haram simsiyah eder sütten beyaz yüreği,
Vicdan budur erenler, haram mala dokunma.
Gözleri kamaştırır bilekte halhal gibi,
Bileğe dahi dokun, o halhala dokunma.

Habbe kadar alırsan verirsin kubbe kadar,

Devamını Oku
İsmet Barlıoğlu

İlk Uslamlama
Tortum İlçesi, bağlı bulunduğu Erzurum İli ‘ne 57 kilometre uzaklıktaki bir yerleşim birimiydi. 1876 Yılında ilçe yapılmıştı. İsa ‘dan önceki 15. ve 14. yüzyıllarda, bu topraklarda Hayaşa Krallığı ‘nın hüküm sürdüğü söyleniyordu. Yörenin, İsa ‘dan önceki 9. yüzyılda Muşki ‘lerin, 8. yüzyılda Urartu ‘ların, 7. yüzyılda da İskitler ‘in eline geçtiği bilinmekteydi. Urartu krallığı yıkılınca yerini Ermeni ‘ler almıştı. Bunu Med ‘lerin, Pers ‘lerin, Selevkos ‘ların, Part ‘ların, Romalı ‘ların, Bizanslı ‘ların ve Sasani ‘lerin egemenlikleri izlemişti. İsa ‘dan sonraki 7. yüzyılda Arap ‘ların ele geçirdiği yöre, bunlardan Bizanslı ‘larca geri alınmış, 10 ve 11. yüzyıllarda Gürcü ‘lere yurt olmuş, 1045 yılında da Türkmen egemenliğine girmişti. 1071 Yılındaki Malazgirt Savaşı ‘nı izleyerek aynı topraklarda Saltuklu Beyliği kurulmuştu. Bu beyliğin yerine 13. yüzyılda Anadolu Selçukluları, sonra İlhanlı ‘lar, Moğollar, Karakoyunlu ‘lar Akkoyunlu ‘lar ve Safevi ‘ler geçmişti. 1514 Yılında Yavuz Sultan Selim eliyle Osmanlı topraklarına katılan yöre, 1828-1829, 1877-1878 ve 1916-1917 yıllarında olmak üzere üç ayrı kere Rus boyunduruğuna girmek zorunda bırakılmıştı.
İlçe bir kaleler ülkesiydi: Tortumkale, Dikkale, Cevizlikale, Kirazlıkale ve Ekşiderekalesi ‘nin görkemli kalıntıları geçmişten günümüzü selamlamaktaydı. Bunlardan Tortumkale ‘ye, şırıl şırıl akan alabalık meşheri bir derenin tehlikeli yamaçlarından çıkabilmekteydi. Ancak, bu tehlikeli çıkışın herhangi bir ödülü yoktu. Zira; kale içinde ayak basıp soluk alınabilecek tek bir düzlük mevcut değildi. Çıktıktan sonra, bu derece yüksek bir kaleden nasıl inebileceğini insan kestiremez, ister istemez iniş korkusuna kapılırdı. Oysa; korku gereksizdi. Çünkü; iç kalenin öte yanındaki adam boyu bir yükseklikten atlayanlar, kendilerini, köye inen geniş ve güvenlikli bir toprak yolda bulurlardı. O nedenle, öylesi zorlu ve tehlikeli bir tırmanıştan sonraki böylesi bir iniş, düşte gökten yere düşerken uyanarak kurtulmaya benzerdi.
Şelalesiyle ünlü olan Tortum, sebzesi-meyvesi, yağı-balı, eti-sütü, yoğurdu-kaymağı bol olan ve yağmuru hiç eksik olmayan bir ilçeydi. Bu ilçede yağmur, bardaktan boşanırcasına değil, kovalardan boşalırcasına yağmakta, derelerden seller gitmekte, duru çaylar ve kaynaklar her yağışta bulanmakta ve göğün teri taştan-topraktan yapılma evlerin içine içine işlemekteydi.
O gün de, Tortum öylesi bir yağmurun pençesindeydi.
Kerpiçten yapılma, tek odalı evin biricik penceresinin camında zorlu bir yağmurun pıtırtıları vardı. Yağmura direnemeyen toprak dam su geçirmekteydi.

Devamını Oku