Yine sızı oldun ciğerlerimde,
Yine umut oldun boş ellerimde,
Bu böyle giderse günün birinde
Kendimi sen sanıp çıldıracağım.
Her nefes alışım sanki sanadır,
Mahallenin en yaşlı kadınıydı Dulana,
Ödül konsa yeridir doğumunu bulana.
Derler ki; “Yaşı yüzon, belki daha da yüksek”,
Kimse bilmez gerçeği, nerden bilip söylesek.
Kendi bile bilmiyor ne zaman doğduğunu,
Kendisini Dünya ‘da ne zaman bulduğunu.
Üzülmeyin yıldızlarım,
üzülmeyin ayım, güneşim,
üzülmeyin sabahlarım, akşamlarım,
üzülmeyin tatillerim, bayram günlerim,
size mutlu gözlerle bakamıyorsam, sizin suçunuz ne?
Suçunuz ne mutsuzluğumda?
Bir ömürlük türkü oldun dudaklarımda,
Bir yanık türkü ki; iliklerime kadar işleyen,
Benimle ağlayan, benimle gülen, benimle soluk alan,
Benimle yaşayan bir soluk türkü oldun,
Her bir yanı hasretlerle kuşatılmış,
Dizeleri gözyaşlarıyla ıslatılmış,
Kanayan bir yara olmuş zavallı yüreğim,
Her akşam başlar kanamaya batan güneşle birlik,
Düşer dururum dört duvar arasına
Görmesin diye eloğulları, elkızları,
Kapanır kalırım kendi üstüme bir kalın kara perde gibi,
Merhem ederim gözyaşlarımı yürek yarama,
Sanma ki bu çilem biter tükenir,
Zaten tükense de yenisi gelir,
Çile çeken gönül aşkı öğrenir,
Çileye çekildim senin uğrunda.
Koskoca dünyamda yalnız sen varsın,
Sensiz güneş tatsız, tuzsuz, lezzetsiz,
Yıkanmıyor durgun denizde, boğuluyor sanki,
Tıpkı benim sensizlikte boğulduğum gibi,
Gerçekten boğuluyorum sensizlikte elkızı, ellerkızı,
Ayaklarıma, ellerime kadar boğuluyorum,
Omuzlarıma, yüzüme, başıma kadar,
Sonbahar göründü, düştü yapraklar,
Yine yaş içinde kaldı yanaklar,
Yine inim inim inler dudaklar,
Seni arar oldum sisler içinde.
Ipıssız sokaklar içimde acı,
Yanından kim gelse elleri bomboş,
Senden ne bir selam, ne de bir ses var.
Bu nasıl direniş, nasıl kayboluş;
Sanki aramızda kalın bir sis var.
Kaç mevsim değişti sensiz sahilde,
Bembeyaz kar gibisin,
Bir ilkbahar gibisin,
Hem yok hem var gibisin,
Doymuyorum sana ben.
Deniz sensin, ırmak sen,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!