Ey benim çileli,kınalı elli anacığım,
Dünyaya getirdinde kaderimi doğurmadın,
Hep benimi buluyor,bu talihin kem yüzü,
Ne söyleyim bahtım sana,Doğduğuma çok pişmanım..
Ne zaman bir gül görsem,imrensem bakmaya,
İçimde duygu seli,Koparmadan koklamaya,
Uzansamda koklasam,gül dikenin belirtir,
Ne söyleyim gülüm sana,isteğime çok pişmanım..
Nazarmı olur bilmem,imrendiğim güzeller,
Birer birer kaybolur,Can alıcı güzellikler,
Bakmaya korkar oldum,güzel kalsın güzeller,
Ne söyleyim şansım sana,güldüğüme çok pişmanım..
Yoksa sahte bir maskemi,örtüyor gerçek yüzü,
Bakınca bir derinden,düşüyormu o maskeler,
Ne zaman birini sevsem,kayboluyor sevilenler,
Ne söyleyim gönlüm sana,bulduğuma çok pişmanım,
Hepsi rolmü kesiyor,Sevgiden aşktan yana,
Allah'ım bu ne iştir,Yalan bulaşmış aşklara,
Ne zaman bir güzel görsem,Bakıversem hayranlıkla,
Ne söyleyim gözüm sana,gördüğüme çok pişmanım..
Dışı bal içi zehir,sunmuşlar gümüş tasla,
İç bu aşk iksirini,şifa demişler yarana,
Dikip tası kafana,gönlündeki o volkana,
Ne söyleyim lavım sana,Dermanıma çok pişmanım..
Kapasam gözlerimi.bakmamak için sahteye,
Hayalimde arasam,sırtımı dönüp gerçeğe,
İçimde bir sıkıntı,bir isyan var hakikatte,
Ne söyleyim sesim sana,çığlığıma çok pişmanım..
Dalsam derin denizlere,Suyla kaplansa bedenim,
İnsem derya diplerine,görmese karada gözlerim,
Derinin derini var,Alem içinde alemlerin,
Ne söyleyim kolum sana,kulacıma çok pişmanım...
Çıksam yüksek göklere,Ta yedi kat feleklerin,
Arşınlasam birer birer,endazesini göklerin,
Yükseğinde yükseği var,Güc tüketen mecallerin,
Ne söyleyim cismim sana,kanadıma çok pişmanım...
Bir ilahi arayışmı,ararmı bendeki beni bedenim,
İnsem ruhun içlerine,komaz beni bana cesedim,
Alsam bir kenara ruhu,Ayırsa bendeki beni ellerim,
Ne söyleyim Rabbim sana,gümanıma çok pişmanım...
Bir ben var bilirim gizleyen benden beni,
Bir sıfat perdesinin,altındaki benden beni,
İstiyorum çıksın ortaya,gelsin tutsun ellerimi,
Ne söyleyim cismim sana,hayatıma çok pişmanım.
İsmailim zır cahilim,Arayıp aklını yorma,
Bu sikleti kantar tartmaz,O sır yüklenmez bu omuza,
Bir sır varki bilinmez,son bulmadan yaşamla,
Ne söyleyim sırrım sana,Aczime çok pişmanım
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!