Yetmişime merdiveni dayadım
Basamak basamak inişe geçtim
Şu dünyayı nakış nakış boyadım
Yaşantımı artık sunuşa geçtim
İki ağacım dört de meyvem oldu
Yürü yalan dünya yükünle yürü,
Çalanı soyanı asan olmuyor.
Üstünde yaşattın şerefsiz türü,
Uzamış kökünü kesen olmuyor.
Kötülerden yana döndür çarkını,
Merhaba komşular bir sual edek,
Seyran bağlarından selam getirdim.
Cevizli derede hasbıhal edek,
Elma dağlarından selam getirdim.
Kırk yılık mekanı bırakıp geldik,
Her noktayı mm, mm işlemek gerek,
Nasıl da katlandım ben bu mesleğe?
Demirdir; eleyip dişlemek gerek,
Nasıl da otlandım ben bu mesleğe?
Çok güvenme eyi bilirim deyi,
Ayrılık mevsimidir bu aylar…
Yazlıkçılar dönmüşlerdir yazlığından…
Kırlangıçlar, Uzunbacaklılar Nil deltasına gitti…
Bu aylarda renkler çiçekten ayrılır…
Güneş kumdan…
Menekşe kırmızıdan…
Ana baba evinden, alıp götürdüler,
Ağla kızım ağla, bugün son gündür.
Düğününde telli duvaklı gelin ettiler,
Ağla kızım ağla, bugün son gündür.
Şu yalan dünyada, mutlu olasın,
Boyu uzun aklı kısa birisi,
Tarlanın içinde cavdar gibisin.
İnsanın başına bela dirisi,
Düşmandan ileri kindar gibisin.
Eşkâl hilafete çıktı çıkalı,
Bu cennet vatana sahip çıkalım,
Kışıyla yazıyla dört mevsimi var.
Kıymetli hazine içten bakalım,
Taşıyla iziyle mert alimi var
Nehirler, ırmaklar ürün serumu,
Ne keyiflisin deli gönül,
Narda yanan değil misin?
Şereflisin şu dünyada,
Darda kalan değil misin?
Sakınıyor herkes sözden,
Kardeşi kardeşe düşman ettiniz,
Sömürü uşağı emperyalistler.
Vatanı milleti talan ettiniz,
Sömürü kuşağı emperyalistler.
Soydukca milleti cebin doldurur,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!