Soluksuz bir suskunluk var çevre yolunda bu gece
Ötesinde beton resiflerin
düşer lokantalar düşlere
mum ışığı çiftlerle
Yitik Alexandria yanıyor daha
milyarlarca ampülde
Yaya Geçidi
Esiyor buz gibi rüzgâr göze karşı ve dans ediyor güneşler
gözyaşlarının çiçek dürbününde, geçerken ben
bana haylidir refakat eden caddeyi, Grönland yazının
su birikintilerinde ışıldadığı o caddeyi.
Cuma günü:
Yaşadığım yön bulamama duygusu, bendeki kadınsı yönlerin arttığını düşündürttü bana. (Kadınlar, beyinlerinin daha çok sol yarı kürelerini kullanırlar. Oysa, yön bulma duyuları daha çok beynin sağ yarı küresine bağlı olan bir duyudur; ki erkekler beynin sağ yarı küresini daha fazla kullanırlar. Bu yüzden, haritada bir yeri bulma konusunda, ya da kuzey/güney – doğu/batı gibi yön duyguları konusunda erkekler kadınlardan çok daha fazla yetkindirler) .
Bugün de arabam bozuk olduğu için, gitmem gereken yere otobüs ve trenle gittim. Tabii, çantama da Kopenhag Büyük Bölgesi’ni sokak sokak gösteren harita-kitapçığı alarak. Sonra, arabayla normal koşullarda 20 dakika sürecek yere, nasıl olup da 2 saat gibi bir zamanda yetişemedim, hayretler içinde kaldım. Üstüne üstlük tamı tamına 41 dakika geç kaldım yetişmem gereken yere.
Yeniden Gördüğümüzde Adaları
Uzaklara ulaştığında tekne
bir sağanak bastırır ve kör eder tekneyi.
Cıva bilyeleri titreşir su üstünde.
Mavi gri olan şey ise siner.
Yeniden kendimim. Yarım kalmış bir iş yok.
Balmumu misali beyaz rengim, çekilmiş kanım, yok herhangi bir bağım.
Yassıyım ve kızoğlankızım; ki hiçbir şey olmadığı anlamına gelir bu.
Silinemeyecek, yırtılamayacak ve atılamayacak, yeniden başlanamayacak hiçbir şey.
Şu küçük siyah dallar düşünmez tomurcuklanmayı,
Ne de şu kuru, kupkuru oluklar düşler yağmuru.
Yeniden selâmlayacağım güneşi
bende akan su çağıltısını
düşüncelerim olan bulutları
benimle birlikte kurak mevsimlerin
acı dolu gelişimini yaşayan kavakları
ve bana tarlaların gece kokusunu
Hayvanlar gibi girerler içeriye
Bir yogacı misali çevirdiğim düşüncelerin
Başak olmadığı o gülhatmi alanından,
Fakat tazelik, öylesine arı bir karanlık
Donar ve bulunur.
Daha senden ayrılmamıştım bile,
girdin içime, kristal gibi,
ya da titreyerek,
ya da huzursuz, tarafımdan yaralanmış,
ya da aşkla dolu, gözlerini
kapatır gibi sana sürekli verdiğim
Çok da hevesli değilsin,
yoksulluk
korkutur seni,
çok da istekli değilsin
pazara yıpranmış ayakkabılarla gitmeye
ve eski giysilerle eve dönmeye.
Avludaki incir ağacının incirleri yeşildir;
Tuğla kızılı sundurma kiremitlerini gizleyen
O yeşil asmadaki üzümler de yeşil.
Para tükenmiştir.
Nasıl da hissederek bunu, oluşturur acılığını doğa.




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla