Başka bir grev daha, yetmiyor
maaşlar, ağlıyor kadınlar
mutfaklarda, maden işçileri
birleştiriyorlar teker teker ellerini
ve acılarını.
Onların grevi bu,
İstiridye, ortalama bir çakıl taşının büyüklüğündedir, hoyrat bir görünümü vardır, rengi bile daha azdır, göz alıcı bir beyazlıktadır. İnatla kapanmış bir dünyadır. Gene de açılabilir mamafih: bir bezin boşluğunda tutmak zorundasın, ve ince ağızlı, handiyse kör bir bıçak kullanmalısın ve defalarca kertiklemelisin. Meraklı parmaklar kesilir, tırnaklar kırılır: Çok kaba bir iştir. İşaretleriz mahfazasını beyaz çemberlerle, bir çeşit halelerle, çentikleye çentikleye.
İçinde bir dünya buluruz tastamam, yemek ve içmek için: inci rengi bir kubbe altında (sadık bir anlatımla) , üstteki gökler alttaki göklerle kaynaşır, basit bir göl oluşur, ileri ve geri akan yapışkan yeşil bir torbacığın hem kokusu hem de görüntüsü ortaya çıkar, ve bu da siyah bir örgüyle çevrelenir.
Kendimizi hemencecik süsleyeceğimiz küçük biçimli bir boncuk onların inci gırtlaklarında olur çok nadir durumlarda.
Toprağımız, engin toprağımız, yalnızlıklar,
imarlandı seslerle, kollarla, ağızlarla.
Sessiz bir hece yandı durdu,
topladı gizli gülü,
metaller ve tırıslarla örtülü
çayırlar titreyene dek.
Gidin, şarkılarım, genç ve hoşgörüsüzün övgüsünü bulun.
Sadece kusursuzluğun aşıkları arasında bulunun.
Sofoklesvari o katı ışıkta her daim arayarak bekleyin
Ve yaralarınızı neşeyle benimseyin.
Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Bir bedene duyulan aşkla, bir ruha, bir aşka.
Ona ya da buna duyulan saygıyla, şuna ya da öbürüne,
örgütlenmemiş bir iyiliğe.
Kimseye karşı gösterilmeyecek bir aldırışsızlıkla.
Alaycı bir sonsuzluğa karşı alaycı bir kıskançlıkla,
kendisinde bulunan şeye ve bozulmaz bir maddeye karşı.
İthaka’ya doğru yelken açtığında,
dile ki uzun sürsün yolculuğun,
serüven dolu olsun, bilgelik dolu olsun.
Korkma Laistrygonlardan, Kikloplardan
ve hiddetli Poseidon’dan,
çünkü yüce tutarsan düşüncelerini,
Yalan söyleyemem: Hep aklımdasın,
Hep düşünüyorum seni, diyemem.
Fakat bir şeyden emin olabilirsin:
Ara sıra düşünüyorum seni.
Ve seni düşünmelerim yopyoğun.
Juvencio, kimse tanımıyor senin ve benim gibi
gizini Boroa ormanının: kimse
bilmiyor üzerinde fındık çalısı ışığının uyandığı
kırmızı topraktan bazı patikaları.
Kulak vermezlerken insanlar bizlere bilmiyorlar
ağaçlara ve çinko damlara yağan yağmuru duyduğumuzu
Sevgili dost, ağlama, aslan yatağıdır dağlar.
Yiğitlerin kelleleriyle örülür kurtuluşun duvarları.
Zorla, savaşla, güçle elde edilir yüceliş.
Boyun eğen esirdir, haydi, yücelere çıkalım.
Özgürlüğün sarayı çok yüksekte, yücelerdedir.
Kellelerimiz için iki yer vardır yalnızca.
Kaç kilise vardır gökyüzünde?
Niçin saldırmıyor köpekbalığı
o korkusuz deniz kızlarına?
Bulutlarla mı eğleniyor duman?




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla