Avludaki incir ağacının incirleri yeşildir;
Tuğla kızılı sundurma kiremitlerini gizleyen
O yeşil asmadaki üzümler de yeşil.
Para tükenmiştir.
Nasıl da hissederek bunu, oluşturur acılığını doğa.
Sonra geldim başkente, sisle ve yağmurla sersemce doymuş.
Hangi tür sokaklardı bunlar?
Yıl 1921, elbiseler dolup taşıyordu sokaklarda
bunaltıcı dumanında kahvenin, gazın ve tuğlanın.
Öğrencilerin arasında dolaşıyordum, anlamadan,
Ve dolaştım durdum denizlerden limanlara.
Maçunaların ve meyhanelerin arasından
açığa çıkardı dünya
tortuları ve dilenci yığınlarını,
bordaların yanında
aç hayalet sürüleri.
Yolculuk
Metro istasyonunda.
Afişler arasında bir izdiham
dik dik bakan o ölü ışıkta.
I
Seslerden bir çağıltı saban sürenin ardından.
Dönüp bakmıyor. Boş tarlalar.
Seslerden bir çağıltı saban sürenin ardından.
Birer birer çözüyor gölgeler kendilerini
ve düşüyorlar yaz göğünün uçurumuna.
Eskiden o muhteşem tüyleri sabırsızlıkla fırlatan ve uçuran
Şimdi yolda yatıyor yamyassı eski bir deri eldiven gibi,
Ve Tanrı’nın çılgın arzusu misali, havanda dövüyorlar onu
Bütün gün boyunca, o muazzam tırların o devasa tekerlekleri.
George Barker (1913-1991, İngiltere
Uyuyan birinin yüzüne vurdu gün ışığı.
Daha canlı bir rüya gördü adam
fakat uykusundan uyanmadı.
Güneşin kuvvetli ve sabırsız ışınları altında
başkaları arasında yürüyen birinin yüzüne
Yolunu yitirmiş bu trenler,
utançtan mı öldüler yoksa?
Sarısabır ağacını hiç görmemiş olan kim?
Nereye dikildi
I
(aynaların salonunda Narkissos değil yalnızca
baş dönmesiz taç giyen umutsuzluğunun sütununda
emzirdi sonsuzluğu bir yüz buruşturmasıyla
II
(kaşlar toz rengi omuzlarını silkti
ve soludu kırağı kristallerini aynaların salonunda:
aynalar ve damlayan sular sonsuzluğun dumanı gibi




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla