Yaya Geçidi
Esiyor buz gibi rüzgâr göze karşı ve dans ediyor güneşler
gözyaşlarının çiçek dürbününde, geçerken ben
bana haylidir refakat eden caddeyi, Grönland yazının
su birikintilerinde ışıldadığı o caddeyi.
Cuma günü:
Yaşadığım yön bulamama duygusu, bendeki kadınsı yönlerin arttığını düşündürttü bana. (Kadınlar, beyinlerinin daha çok sol yarı kürelerini kullanırlar. Oysa, yön bulma duyuları daha çok beynin sağ yarı küresine bağlı olan bir duyudur; ki erkekler beynin sağ yarı küresini daha fazla kullanırlar. Bu yüzden, haritada bir yeri bulma konusunda, ya da kuzey/güney – doğu/batı gibi yön duyguları konusunda erkekler kadınlardan çok daha fazla yetkindirler) .
Bugün de arabam bozuk olduğu için, gitmem gereken yere otobüs ve trenle gittim. Tabii, çantama da Kopenhag Büyük Bölgesi’ni sokak sokak gösteren harita-kitapçığı alarak. Sonra, arabayla normal koşullarda 20 dakika sürecek yere, nasıl olup da 2 saat gibi bir zamanda yetişemedim, hayretler içinde kaldım. Üstüne üstlük tamı tamına 41 dakika geç kaldım yetişmem gereken yere.
sığınık altında adımlarımın bütün bu gün
sesi yalıtılmış cümbüşler gibi etin çözülüşü
kazanç korkusuzca ya da ayrımsız bırakılır
anlamla anlamsızlık arasındaki sivrikök
kendileri için kurtçukların aldığı sona doğru koşmaya
Yeniden yanlış adım atarsan
kesilecek ayağın.
Başka bir yöne
sürüklerse seni
çürüyüp gidecek elin.
Yanmış Yıkılmış Ilıca
Yaşlı bir hayvanın mekânı oldu burası:
Körelmiş dişleriyle ahşap bir canavardı.
Ateş eritti gözlerini soluk mavi
Çok uzun zaman önce
Gördü
Li Po
Ayı
Bir kuyunun dibinden
Bugün
Yapayalnız Duruyor İsveç Evleri
Siyah çamların bir karmaşası
ve tüten ay ışıkları.
Burada yatar batmış kulübe
ve cansız gibi görünür.
Beneğe kadar taşıyor renk, donuk mor.
Bedenin geri kalanı büsbütün çalkalanmış,
İnci rengi.
Bir kaya oyuğunda
Emiyor deniz saplantılıca,
Peru'nun yücelerinde, Nikaragua'da,
Patagonya'da, kentlerde
hiç bir hakkın yoktu senin, hiç bir şeyin yoktu senin:
sen, sefilliğin çanağı, terkedilmiş
oğlu Amerika'nın, hiçbir yasa yok
hiçbir yargıç yok koruyan toprağını senin
(Sondan 6.mektup)
Sana yazarken, belleğimde kalmış küçük detaylar canlanıyor nedense. Neredeyse, Marcel Proust'un 'Geçmiş Zaman İzinde' ırmak-romanındaki o küçücük detayları andıran detaylar üşüşüyor beynimin kıvrımlarına ve parmaklarımın uçlarına. Çocukluğumda kalmış salçalık acı biberlerin kokuları, Antakya Çarşıları'nın o serin gölgelikleri, çocukluğumda öğrendiğim Arapça küfürler (komşularımızın hemen hepsi Arap'tı) , sonra Antakya'nın ortasından geçen Asi Nehri üzerindeki köprüden geçerken köprünün kenarındaki demir korkulukların arasından aşağıya düşme korkusu. Ürkerdim hep o köprüden geçerken. Ürkümü belli etmemeye de özen gösterirdim. Sonra, ne derlerdi? 'Çocuk korkuyor. Daha büyüyememiş bu çocuk! ' derlerdi. Bu yılın Haziran ayında Antakya'ya gitmiştim. Ne kadar da yersiz imiş meğer o korkum. Çocukluk işte! ... İşte bütün bunları düşündürtüyorsun bana, sana yazarken. Bir yerde günlük tutmak gibi bir şey oluyor sana yazmak. Bana göre en yetkin romanlardan biri olan 'Körleşme'nin yazarı Elias Canetti, 'eğer günlük tutmasaydım, asla yazar olamazdım' diyordu bir yerde. Bana her gün yazdırdığın için, teşekkürler.
Düşündüm de... Acaba dedim kendi kendime, yoksa boynunu uzun uzun öperken, boynunu ısırdım da, bu diş izleri neyin nesidir diye bir soruya mı maruz kaldın diye. Umarım öyle bir şey yapmamışımdır. (Belki de yapmışımdır, kim bilir? Belki de vampirlik henüz keşfetmediğim, güdük kalmış yanlarımdan biridir) .




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla