Belleğin Azmi Şiirleri - Şair Belleğin Azmi

Belleğin Azmi

Bu gün babası hayatta olan herkes için kutlanası bir gündü.
Herkes dağını paylaştı, bense yurtsuzluğumu sırtlandım.
İçimin çığlıkları arş-ı titretirken, buda heykeli gibi sâkin duruşum oturdu içime.
Ölümünden sonra, herkesin birden terk etmesiyle hep güçlü durmak zorunda kalan bir kadına dönüşmüş olmak içime oturdu.
İçimde sadece Allah ile konuşurken şımarabilen, geri kalan herkesin önünde, dimdik ve eyvallahı olmayan bir çocuk var.
Herkes beni kimseyi beğenmeyen, kibirli, soğuk ve mesafeli bir kadın sanıyor. Oysa ben sadece yorgunum. Hep güçlü olmak zorunda olan bir yorgun...

Devamını Oku
Belleğin Azmi

Günlerdir gördüğüm, hasretini ve merakımı hârlayan rüyalarım; sonunda gönlümün tahammül şişesini kırarak beni yine senin bana kapalı, hiç bir zaman açılmayacak kapına getirdi.
Benim aptal kalbim, yine, yeniden senin hasretine yenildi.
Oysa sevilmediğimi de istenmediğimi de biliyordum.
Ama seni, sana dair herşeyi ölesiye merak ediyordum.
Bu gün bir kez daha anladım ki benim aklım; kalbimin ve ruhumun yanlış hissettiği şeyleri, yine yanlış yorumlayarak hastalanmış bir uzuvdan başka bir şey değilmiş.
Benim senin kalbine ve sana adadığım bu ömür seven değil; aptal ve hasta kalbimin kendi yangını ve kendi yanılgısıymış.

Devamını Oku
Belleğin Azmi

Çok zor bir günün, yanılgıların ve yenilgilerin ardından nihayet bitti mesai.
Kendimi denizin dalgalarına bırakmak üzere çıktım yola.
İçimde sönmek bilmeyen bir ateş var gibi.
Sanki tüm denizleri de içsem fayda vermeyecek.
Hiç kimseyle konuşmadım tüm gün.
Ben ağladım onlar izledi, ben ağladım onlar sigara verdi.

Devamını Oku
Belleğin Azmi

Günlerin sıkılgan bakışları ve aslında bitmeyen işlerden sıkılmaya bile vakit bulamayışımın saçma paradoksu arasında bir günü daha tamamladım.
Yazmak daha da harlıyor demiştim içimden,
Yazmayacaktım artık.
Ne günlük tutacaktım ne de seni konu edecektim kalemime.
Hem ne işe yarardı göğsümü ortaya döksem.
Göğe baksam, ummana dalsam yeterdi.

Devamını Oku
Belleğin Azmi

Sana...
(Sana dedim çünkü; sevdiğim diye hitap etmek doğru olmaz artık.)
Bu gün izin günümdü. Kafa dinlemek için sahile indim. Denize karşı oturdum. Kulaklıklarımı takıp dalgaların huzuruna ve sevdiğim şarkıların tınısına bıraktım kendimi. Beni bana bıraksalar yolundaydı her şey aslında.
Sonra bizim buradaki yazarlar grubundan bir hoca çıkageldi.
"Sizi burada gördüğüme sevindim size bir şey danışmak istiyordum ne zamandır " demez mi. Kendime ayırdığım o huzur saatlerinin mahvolacağını daha o dakika anladım. Sandalyesini karşıma koydu oturdu. Bir öykü kitabı yazıyormuş. İçinden bazı bölümleri okuyup fikrimi sordu. Kırmamak adına sakince fikrimi paylaştım. Adam heyecanlı heyecanlı anlatırken o kadar onda ve orada değildim ki anlayacak diye kendimi ne kadar zorladığımı anlatamam. Kalemi akıcıydı hiç de sıkıcı değildi. Benim sıkıldığım şey karşımdakinin sen değil de bir başkası olmasıydı. Adamın niyeti sadece bir yazar arkadaşıyla kitabının heyecanını paylaşıp fikir alış verişinde bulunmaktı. Elimden geleni yaptıysam da tam anlamıyla o anlara tam adapte olamadım. Konuşuyor, dikkatimi çeken yerleri söylüyor, neler katabileceği ya da eksiltebileceği konusunda naçizane tavsiyelerde bulunuyordum ama ruhum ve kalbim can çekişiyordu sıkıntıdan.
Sosyal ve derdi sadece teatide bulunmak olan bir adamın kısa sohbetine bile zor tahammül ettim.

Devamını Oku