İnci Germenliler Şiirleri - Şair İnci Ge ...

İnci Germenliler

BEKLENMEYEN MİSAFİR

1980 li yıllardı, o zamanlar Yalova'da yazlık ve kışlık olmak üzer iki tane evimiz vardı. Biri şehrin merkezinde (kışlık) diğeri rıhtımdaydı( yazlık). Her sene yazlık temizlenir ve havalar ısınınca oraya geçilirdi. Kışın bazen İstanbul'daki evde bazen de Yalova'daki kışlık evde kalırdık. Ben ve kızım (eşim vefat etmişti) o yıllarda Bursa'daki evimizde kızımla birlikte yaşıyorduk. Kızımın okulu olduğundan bazı hafta sonları Yalova'ya ailemin yanına giderdik. Yazın üç ay, ailemle birlikte yazlık evde kalırdık. Kız kardeşlerimin hepsi evlenmişlerdi, annem ve babam yalnız kalmışlardı. Kızımı çok sevdiklerinden, kendimizi yalnız hissetmeyelim diye her an beraber olmayı arzu ediyorlardı. Biz gidemediğimiz zaman hemen onlar bana gelip kalırlardı.
Yine bir yaz sezon açılmış, biz yazlık eve geçmiştik. Yalova'nın en güzel zamanlarıydı, suyu bol, havası temiz, yeşilliği, sebzesi, meyvesi boldu. Rıhtım caddesi boydan boya güzel apartmanlarla kaplıydı. Bizim oturduğumuz apartman da denize sıfır ve 24 daireliydi. Biz birinci kattaydık, bahçemizdeki mor, pembe ortancaların her biri insan başı büyüklüğündeydi. Gelen geçen neyle beslediğimizi sorardı.
Kız kardeşlerimde hafta sonları ve bayram tatillerinde sırayla yazlığa gelir, birlikte çok güzel günler geçirirdik. Çok uzak bir şehre gelin giden ve orada iş yeri olan kız kardeşim, bir haftalığına Yalova'ya tatile geleceklerini bildirdi. Hepimiz çok sevindik ve hazırlık yaptık, kardeşim ve eşi geldiler. Kız kardeşimin büyük kayınbiraderi de bir iş için İstanbul'a gelmiş, Yalova'yı çok görmek istediğinden bir gün sonra o da geleceğini söylemiş. Evin adresini ve ev telefonu numarası vermişler.( O zaman cep telefonları yoktu) Rıhtım caddesi trafiğe kapalı olduğundan feribottan inince yürüyerek gelmesini söylemişler. Kardeşim ve eşi de o gün, Bursa'da oturan diğer kız kardeşime davetli olduklarından, evin anahtarını köşedeki bakkala bırakacaklarını, kendilerinin akşam üzeri Bursa'dan döneceklerini bildirmişler. Biz de misafirler rahat etsinler diye annem, babam kimse gelmeden kışlık eve gittik.
Bakkalın da toptancıya gitmesi gerekmiş. Gitmeden önce bakkal çırağına:

Devamını Oku
İnci Germenliler

BENİM ÇAKIL TAŞLARIM

Akşamın dinginliği çökünce denize
Garip yüreğim sevinçten
Sığmaz olur kafesine
Lakin gönlümde biriken

Devamını Oku
İnci Germenliler

BESTELENMEYEN GÜFTELER

Dağlara taşlara duvardaki panolara
Sahildeki sandallara kumlara
Martıların kanatlarına
Tozuna aynaların

Devamını Oku
İnci Germenliler

ANILAR… ANILAR…
BENİ HİÇ YALNIZ BIRAKMADILAR…(YENİ )

BİR ATEŞ SÖNDÜ

ATEŞ GÜRMAN isimli bir ağabeyimiz vardı. Her sene Ekim ayının ilk haftası geldiğinde, Mudanyalılar gurubuna telefon zinciriyle ulaşarak listesinde bulunanları tek tek arar, gelenek haline gelen bu yemekli toplantıya davet ederdi. Tarihin tozunu kaldırmak, yaşanmışlıkları anmak için eski Mudanyalıları bir araya toplar, buluştururdu. Mudanya’nın kendileri için bir SEVDA olduğunu belirten, bu organizasyonu sağlamaya çalışırdı. İzmir’den hiç üşenmeden, bizleri bir araya getirmek için gelirdi. Toplanacağımız restoranla anlaşır, tekrar hepimize yerini bildirirdi. Herkesin isimlerinin yazılı olduğu kartları hazırlar ve gelenlerin boynuna asardı.

Devamını Oku
İnci Germenliler

Direndiler sabırla inatla
Kara kışın yağmuruna çamuruna
Karına soğuğuna yokluğuna
Yalın ayak başı kabak
Evsiz barksız
Daha düşmeden cemreler

Devamını Oku
İnci Germenliler

Büyük sıçrayışlarla
Arkama dahi bakmadan
Kaçmak istedim çok uzaklara
Acılarımdan bir kaç adım geriye
Geçmişimden bir kaç adım ileriye
Gölgemden bile

Devamını Oku
İnci Germenliler

ANILAR...ANILAR...ANILAR...

YALOVA'DA YAŞANMIŞTIR

ÇİĞ BÖREKLER...

Devamını Oku
İnci Germenliler

Bu boş teneke kutu
Bu boş cam şişe
Yaramaz hiçbir işe
Boşuna saklamayın atın
Demeyin sakın
Etmeyin eylemeyin

Devamını Oku
İnci Germenliler

DAĞ DAYANIR/MI?

Ufkumun ötelerinde sıra sıra dizili
Başı dumanlı yüce dağlar
Ayırır kara sevdalıları
Hasret çektirir yüreklerini dağlar

Devamını Oku
İnci Germenliler



DÜDÜKLÜ TENCERELER

Gençliğimden beri nedendir bilemiyorum, düdüklü tencerelerden hep uzak durmuşumdur. Rahmetli annem her zaman hiç çekinmeden kullanırdı. Nohut, fasulye, mısır ve et gibi geç pişen gıdaları düdüklü tencerede pişirirdi. Ben tencerenin buhar saldığını gördüğüm an mutfaktan hemen uzaklaşırdım.
Ankara'da oturan ablamı ziyarete gittiğim, bir gün önce özenle yaptığımız etli lahana sarmalarını yaktığımızın ertesi günü, geceyi kızında geçiren kayınvalidesi sabah eve döndü.

Devamını Oku