sonbahar yaprakları gibi bir bir dökülüyor
gecenin en karanlık vaktine
isyan…
çığlık…
cinnetler…
yeni bir günün akşamı
sevda denizlerine mor düşünceler sürgün
yalnızlık vurunca yangın rengi sahillere
uyanır müptela duygularım
sensizliğin hüznü var dinlediğim tüm şarkılarda
uykuya dalınca kent
yalnız başına kalınca
aşkı öğret bana
aşkını ver yüreğime
oysa güneşli bir gündü rengarenk
masmavi deniz heyecanla selamlıyordu
çıplak ayaklarıyla koşan yüreğimi ,
anlamsız keşkeler den sonra
masallara inanacak yaşı çoktan geçtim
esen bu rüzgar ne
yakınmalarıyla yüklü benim yitik insanlarımın
ve yurt özlemiyle boğazlanmış
ve kaskatı bu rüzgar ne
toprağı ve ufku doyuran bu sesler ne
Bir dram ki, tanıklık ettiğimiz olaylar,
tarih kaydını tutarken sayfalarından utanıyor.
Seyre durduğumuz her acı,
bir öncekini aratırken,
ya bad-ı saba
derdimi götürsen uzaklara diyorum
sonra getirsen geri
bu kuru şehir yüklü acımasız ağırlığın altında
nefes alıp verirken
bu miraç izli zamanın hangi dilimindeysen
hasretle ağlasın arınsın bir kaç damladan göz
hicranım geceler boyu umutlarıma kandil
bir yare mutadım ki nazarından mahrum gözlerim
yıllardır mecnunum cehennem azabı çöllerinde
ufkundan gelecek o lütfü iştiyakla beklerim
geçerken sokağından
taş atmadım pencerelerine hiç
delilik bu işte
seni sevmenin tezahürü
işte…
aylardan şubat
içimde kopan fırtınalardan
içindeki denizden kaç dalga gelip geçti




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!