mevsimlerden kış
aylardan ocak
o gün yolcuydu hasan
harmandaki salıncağından
annesinin un helvasından ayrılıyordu
turuncu sis lambaları
hava yağmurluydu
papatyalar açmıştı ıslak kaldırımlarda
bekliyordum
içinin sıkıntısını bir dağ kenarından aşağı bırak
sırtında kat kat yosun bağlamış yaş taşlarla beraber
yuvarla aşağı
yükünün sesini dinle
içinin çıkardığı gürültüyü
nefeslen
mart ayazında
sana papatyalar getirdim
beyaz sarı
bir parça ısınalım
içimiz ısınsın
kışın en kasvetli günlerinde
bir öykü işte
ne budalalık var içinde
ne de divanelik
aklımda külrengi kaputlarım
barut dumanları
silah sesleri
bir yanında sokağın
bir yanında düşlerin
bir kez daha içinde yol alıyorsun akşamın
bir daha asla gidemeyeceğini bildiğin halde
gidiyorsun
Salıncağın zincirindeki o paslı çığlık bitmedi aslında,
parkın tenha bir köşesinde tek başına sallanıp duruyor hâlâ;
Ben ise küçük bir kız çocuğunun oturduğu
o tek ayağı kırık tahta banka bakıyorum
Eylül gecelerinde kaybolmuşum.
Ne yana dönsem aşılmaz surlar yükselir.
Avucumda senden resimler;
sokak lambalarının altında adını sayıklarım.
Sabah üzeri.
Solmuşken çiçekler.
Ekmek kırıntılarının peşinde üç serçe.
Zayıf ince bacaklı üç kuşlar.
“La ilahe illallah Muhammedün resulüllah”
elest bezminde bizden söz almıştın
Sen bizim Rabbimizsin demiştik
Sen’in ortağın, eşin ve benzerin yok demiştik
bazen San’a verdiğimiz sözü unuttuk




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!