kimselerin adım atmadığı
yollara çıkıyorduk
düşmeyesin diye
elini tutan bendim
yürüyorduk
Taştan bir köprü...
Geçenden otuz akçe alan,
Geçmeyeni döve döve kırk akçeye bağlayan
Bir yiğit vardı:
temmuz ayı bitti, bitiyor
üzülerek izliyorum
içten içe seviniyorum ayrıca
mahcup bir sevinçle
susamışım sana şunca yıl
susmuşum bir o kadar
ben hikayenin bu kısmını daha evvel bilmemişim
anılar da yok
gözyaşları da
hiç yaşanmamış anıların arkasından sürüklenen de
ben değilim
gurbetin rutubetli yollarına düştük düşeli
hep isyan doldu içleri boşalan kadehlerin
duygularımı mesafelere serptim boylu boyunca
sevdalarımı hapsedip zindan zindan
özgürlüğümü satın aldılar ilkin
özlemlerimin başlarını koparıp gerdiler çarmıha
Rabbinin rahmetinden ümit kesme sakın
yaptıkların değil seni kurtaracak olan
yaptıklarını da sana veren Allah değil mi
amellerine seni yönlendiren Allah değil mi
ibadetlerin için sana imkan veren Allah değil mi
and olsun
saf saf duranlar aşkına
bölük bölük cennete sevk edilmişlere
göğsünde imanı
nefsinde gümanı olanlara
namazı dosdoğru kılanlara
(Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün) gazel
Ey ebed aşk, gösterip rûhun cemâlin şevk ile,
Kurtar artık nefs-i fânî, râh-ı Rahmânım gel yetiş.
Şu gönül mülkünde dâim kendini izhâr edip,
anlatılana kulak vermekle başlar aslında tüm zenginlikler
dinlemek, kulağımızın erişebileceği en büyük hazinelerden biridir belki de
güzeli, iyiyi, yaşanmışı, yaşanmamışı, olmuşu, olmamışı…
her özlü konuşmayı bir yaşanmışlık
bir hikaye




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!