dağların hırçın, isyankar kadını
kır çiçeği gibi kokuyor tenin
öyle yanmış , öyle susamış öyle muhtaç
hasret kıvrımlarında ılık bir su gibi
ince bir sızı gibi
kutsal ateşten daha kutsi
uhud…
muhammedi şuurun taşa kazınmış hatırasıdır
nebevi sezişin
ateşli telaşlar arasından
insan kazanmak için değil
kaybetmek için oynar bazen
kaybetmek istediği para ve aşk değil
kendisidir aslında
sakın
denizi seyreden yağmur kuşları şahit
öyle hasretle bekliyorum
öyle yanmış öyle daralmış ki içim
gerisi boş
Oysa yıldızlar sönmüştü;
Geceye küsen gözlerin kararan perdesinde,
size, görüneni değil
gizliyi görmenin sırrından bahsedeyim biraz
her şeyin perdelerinden arınmış özüne yaklaşmayı düşleyen
suyun, toprağın, rüzgarın renginden
orada ölmek istiyorum dediğim
Satır aralarında saklanıyorum hâlâ,
orada daha yakınım sana.
Kâğıtlar yansa, kelimeler küle dönse bile
içimdeki o “gel” yarası
Hatıraların paslı kapılarını çalan gizli bir anahtardır dua;
zamanın örümcek ağlarını zarafetle süpüren bir vefa rüzgârı...
Yitik şehirlerin bahrî gazelleri gibi içten,
kırık dökük seslerin en duru yankısıdır.
Bir tenhalıkta ansızın hatırlanmanın o mahcup sevinci,
kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerde devreye giren
yeni bir şiir yazmak istiyorum
bilemedim
nerden başlayacağımı
binlerce şiir akıp geçerken
nehir gibi zihnimin içinden
heceleri bir bir
gönül bütün acı reçetelerin ilacıdır
çözümsüz tarafıdır bilmecelerin
hayal ve sevdalar
bir gün tutarlar ucundan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!