kalbin anaforunda
serin yürüyüşlere çıkmak için
düşelim yollara
avuçlarda karanfil
ikindi sevdalarında bir devr-i daim huzuruyla
bütün saatler boş
manasız faydasız uğultulu
cazibesi kalmayan eski kitaplar gibi
kokusuz hazsız rayihasız renksiz
uçsuz bucaksız mesafeler boş
gözde yaş
daha çok acıyoruz
başkasının ağrısını dayanılmaz bulmayı
ondan öğreniyoruz.
evet, insanlığın yaraları var
apaçık yaralar
Klasik divan şiiri geleneğiyle kaleme alınmış genişletilmiş bir gazeldir.
Vezin: Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün (Remel bahrinin en meşhur kalıbı).
Bî-kesim bu dehr içinde, hîç ümîdim kalmadı
Nâr-ı hicran yaktı cânı, tende tâkat kalmadı.
ben bahar mevsimini severim en çok
papatyalar, orkideler, zambaklar gibi
her renkte çiçek, her renkte deniz, her renkte…
özlemini düşürüyorsun gönlüme
adanmış bir zaman gibi rüyalarıma giriyorsun
umut patikalarımız
bir rüya görelim
önce yumalım gözlerimizi
uyuyalım, uyuyalım…
Urumçi’nin sabahına sis değil,
çelikten bir soğuk, demirden bir endişe düşer;
Tanrı Dağları’nın eteklerinde,
bıçak sırtı bir uykudan uyanırız her gün.
sabah ezanından hemen sonra
yani daha gün doğmadan
beraber bekleyelim seninle, kendi perdelerimizin aralığından
bir ekmek arabasının, nal ve tekerlek sesini
ve o eski kamyonetin içinde, çarpışan süt şişelerini
dalga sesleri cama vuruyor
vapurun buğulu penceresine adımı yazıyorum
elimde bir simit
bir bardak çay
hülyalara dalmışım
şimdi bir sigara yakıyorum
tütünü hasret tütecek
ne kadar uzak olursak günler o kadar yakın geçecek
de ki toprak ayrı kokuyor
ateş aynı yakıyor




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!