Tema 1 / Türkçe – Sayfa 1: “Sözcüklerin Köpük Banyosu”
🫧 Bölüm: Noktalamanın Köpüğü
“Cümleler sabun köpüğü gibi dans ediyordu sınıfta. Noktalama işaretleri, sanki duş başlığından damlayan ritim damlalarıydı. Öğretmen tahtaya bir virgül koydu, sınıf nefes aldı.”
🎯 Teknik Damlatım: Virgül bir soluk noktasıdır; cümlede ara verir, düşünceyi nefesle bağlar.
Öğretmendir
kendi bendini yıkan
sana, ona, şuna, buna damla, damla akan
ne zaman doldun taştın döndün göle
‘’ Derya içinde deniz bilme balık ’’ olma sakın
………………………..hiç düşürme dilinden adını
kuşlar seni sordu
‘’ Uçtu.’’ dedim
...
aşağı indim
izin hala eşikte
...
Yorgun argın dönmüşüm evime. Demişim kendi kendime ‘’ Hanım bir çay demler atarsın yorgunluğunu şükret oğlum yorğunluğuna. Düşün iş bulamayanları, düşün işinden atılanları.’’
Hanım kapıda bekliyor. Dedim ‘’ Anlamış olmalı yorgunluğumu, çayım hazır.’’ Hanımda bir iltifat bir iltifat ‘’ Gir, gir içeri. Hele bir otur.’’ diyor. Giriyorum içeri, ne çayım geliyor ne pastam. Hanımın elinde telefon odanın birine giriyor, birinden çıkıyor. Ben ‘’ Ne bu telaş? Kimin doğum günü? Yoksa evlilik yıl dönümümüz mü? ’’diyorum hiç biri gelmiyor aklıma.
Hanım oturdu yanıma, attı elini omzuma. Ben şaşkın düğün değil bayram değil. Hanım ‘’ Herif’’ diyor ardı gelmiyor. ‘’ Herif’’ diyor. ‘’ Herif’’ deyişleri yüreğimden koparıyor bir parça. Yüreğimi istese vereceğim. Nihayet diyebildi hanım ‘’ Herif ben ‘’ Yemek Yarışması’’na katılacağım.’’ Demez olaydım dedim ‘’ Katıl hanım! ’’ Dedim ‘’ Hiç değilse bir gün başımı dinlerim. Nerden bilecektim saçımı tel tel yolacağımı
SEVDAM
ay düşer koynuma
yıldızlar baskın
güneş pusuda
bir kelebek ömrü sevdam
ARKA KAPAK
Kimi hayalleri uğruna paspas olur nicesine. Nicesi de vardır ki posta çevirir ayağının altındaki paspasları ‘’ Ye kürküm ye!’’ dercesine iliklerine kadar sömürür nicesini, donuna bile ipotek koyar, haraca bağlar işemelerini.
Romanın kahramanları paspas olmakla kalmadı nicesine, kendilerini demir parmaklıkların altında buldular. Gelin görün ki demir parmaklıkların ardında oluşları bile birilerine para olarak aktı.
Romanı okuyunca Fiko’nun, Reşo’nun, Sülo’nun ettiği küfürlere ‘’ Az olmuş.’’ diyecek, küfürlere bir yenisini de siz ekleyeceksiniz.
PUŞT AJAn
EFEKT
Bela vardır bela savar cinsten… Hayrı şer vardır belaya davetiye çıkartan.
Üç kafadar, nerde akşam orda sabah… Varsa yoksa hayalleri… Hani etliye sütlüye karışmayan derler ya’’ Yerdeki karıncayı bile incitmeyen cinsten.’’
Üç kafadarın yolu o gün bara düşmüştü…
EFEKT
‘’ Bela vardır bela savar cinsten… Hayrı şer vardır belaya davetiye çıkartan.
Üç kafadar, nerde akşam orda sabah… Varsa yoksa hayalleri… Hani etliye sütlüye karışmayan derler ya’’ Yerdeki karıncayı bile incitmeyen cinsten.’’
Üç kafadarın yolu o gün bara düşmüştü…’’
Düriye Atay, Tayfur Atay ve Pekmezin Kozmik Mirası
Her şey sabahın erken saatlerinde başladı. Düriye Atay, fırının başına geçti. İlk iş olarak pekmez fırınına ağda yerleştirildi. Fırın, çamurla suvanarak hazırlandı. Üzümler, Uşpınar’dan özenle toplandı. Sandıklara yerleştirildi, eşeklere yüklenip köye getirildi.
Tayfur Atay, şıranada büyük taş teknelere dökülen üzümleri ayakla çiğnedi. Şıra, çuvallarda süzülerek berraklaştırıldı. Süzülen şıraya ak toprak döküldü. Bu toprak, şıranın asidini alır, berraklaştırır, ve pekmezin ruhunu dengeler.
Sonra kestirme aşamasına geçildi. Kestirme, haranıda yani büyük kazanlarda kaynatılır. Kefkirle yüzeye çıkan köpükler dikkatle alınır.
Köpüksüz aşamaya gelindiğinde, şıranın özü artık pekmez olmaya hazırdır. Fırındaki ağdaya dökülür. Ağda, pekmezin son durağıdır. Burada kıvam alır, karamelize olur, ve gerçek pekmez kimliğine kavuşur.
Bu köpükler, lahana teveğiyle içilir—köyde buna “güç içkisi” denir. Bir yudum köpük, bir ısırık lahana; hem mideyi rahatlatır, hem neşeyi artırır.
PENÇERE KUŞU
***
Pencereleri her açışımda
Hayallerim ufka yolcu
Ne zaman kapatsam
Yüreğim dert limanı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!