Saatçı aranıyor
Şeytanı şaşırtmaya
Saatçı aranıyor
Kurulmuş tuzakları tepmeye
SABAHLAR BEDEL İSTER
uyumakla sabahlar olmuyor
bedel ister sabahlar
yıkacaksın kirli sular bendini
köpürüp akacak mavi sular
SEN DE Mİ ŞAİR OLDUN EŞEK OĞLU EŞEK
İp çürükse umut ne yapsın
dökülen umuda mı yanasın
boşa giden emeğe mi
akıp giden gözyaşına mı
SEÇİM PAZARI
Küfrün çanlarına ot basılmış
Gönül okşar vaazlar almışsa yerini
Anılıyorsa adın, dinleniyorsa sözün
Eli kulağındadır seçim pazarının
Seçimler seçimleri kovalar
Vaatler bizi oyalar
Geçim ne güzde ne baharda
Geçim darda
Gün görmemiş vaatler
Unutulup giden yalanlar
SEHERDE UÇTU DİYEMEDİM
Benim ilen koyun güderdin
Saçın belik beklik örerdin
Bir güncük görmesen yüzümü
Dertten yataklara düşerdin
SAP SAMANLA KARIŞMAZKEN RÜYALAR GERÇEKLE KARIŞIR OLDU
Bir gün karakoldayım, bir gün hastanede.
Bugün karakoldayım. Gelip beni karakola almalarını kendim söyledim daha doğrusu söylemişim.
Acılardan süzülür
Gözyaşında arınır
Bin çiçekten efsun
Şair yüreğinde dem alır
Karanlıktan kopan yıldız
ŞAŞTIM KALDIM KORONA
.
Korona sana ne desem bilmem ki
Boyun devrile desem boysuzsun
Soyun kuruya desem soysuzsun
Huyun bata desem huysuzsun
📖 Savaşların Görünmeyen Cephesi – Ebemin Duasıyla Yazılan Kıvımsal Roman
Garadut ağacının altında doğdu Kasım Alisi. Şah damarı kesikti ama milletin damarında akıyordu hâlâ. 92 Harbi’nde 7 hafta savaşmıştı. Doktor sordu: “Garadut yedin mi?” O gülümsedi: “Bizim evin önünde bir ağaç var… her gün iki sepet yerim.” Bu cevap, sadece bir beslenme değil—bir milletin damarına dökülen kıvımdı.
Ama savaş sadece cephede değildi. Evde, ocakta, tarlada, kalpteydi. Ebemin duası, görünmeyen cephedeki en güçlü silahtı. O dua, sabah namazından sonra fısıldanırdı:
“Subhâne’l-ebediyyi’l-ebed… Subhâne’l-vâhidi’l-ehad… Subhâne men yerânî ve ya’rifü mekânî ve yerzukunî velâ yensânî…”




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!