Neler edersen et dedim bana
Ellerindeyim dedim,ister sal
Yabana gitsem dönerim sana
Kafesindeyim,tek yanımda kal...
Özgürlüğü tatmadım güzelim
Ne çok yalnızız şu alemde,
Zannedersin çok insan var...
İç içeyiz de, herkesle...
Herkes kendi halinde.
Yalnız olarak.
Yanlızlıkla yanlız olarak yalnız...
Süzüle süzüle havada uçan kuşum,
Salı vermişsin beni kafesten,
Özgürüm... ama senden de mahrumum,
Kaçıyorum artık herkesten...
Dışarıda kar havası üşüttü beni,
Bir mutluluk şarkım olmadı,
Hayat isyanları oynattı hep,
Bu zamana kadar sefilleri,
Sefil'den sefil olmaya,neydi sebep?
2005
Pür- i melalim sana aşiyan,
Nasıl mutlu- mes'ut olmaz.
Güne senle başlayan,
Günü senle kapayan...
Bir vakit değil, beş vakit değil.
Her vakit...
Senden muzdaripim ben.
Sen benden muzdarip...
Sen garip, ben garip olmasam...
Olmazdım ya aşktan da muzdarip...
...
Ah güzel kadın...
Hangi uçurumdan düşüp de geldiğini bilmediğim masal kuşu damdaki bacadan beri düştü ve küçük kızımı yatırdığım beşiğin yanına kadar geldi... Tam da masal anlatacaktım kızıma la Fonten den. Bir masal anlat dedi bana, emrivaki yaparak. Ne anlatabilirim ki ben bu işlerle hep başkaları ilgilensin isterdim.
_ Anlattığın masallar kızına hitap etmiyor bak, dedi... Çocuk İbrahim Babasından masal istiyor.
Masal Kuşu 40 kafalıydı, alelacele saymışım yanlış olabilir. 4 kanadı vardı ki muazzam... Bir kanadı incinmiş, düşerken. Kızımın gözlerinin içine bakarak,
Yıllar yıllar önce mutlu bir ülke vardı. Bu ülkenin avcı bir sultanı. Adı da İbrahim... Bu ülkenin ormanlarında nice güzel ceylanlar vardı, çoktu... Nil nehrinin kenarına kurulu bu ülke mutluluklar ülkesiydi... Sadece Ceylanlar dışında herkes çok mutluydu... Ceylanlarsa ne yapacaklarını o zaman da da bu zamanda da pek bilmiyorlardı... Sultan İbrahim'in bir gece damında biri gezdi... Niye boş yaşarsın, binlerce ceylandan ne istersin... Ceylan avcılığı için mi yaratıldın? Para mal- mülk yeterince var ama sana yetmiyor hala. Neden?
***
İbrahim çözüm yolunu gecelerce aradı, durdu... Sonunda bir karar vermeliydi, verdi. Mutluluğun yolu belki de bir ceylan olmaktan geçiyordu... Mutluluk ülkesi kendi ülkesi değildi. Vardı, biliyordu ama neresindeydi dünyanın...
Birinci Bölüm: Şssst Duymasın!
Euzubillahimineşşeydanirracim... Kovulmuş o mel'un şeytandan sana sığınırım Allah'ım. Keşke soldaki melekte hep sevap yazsa, günahları hiç görmese.
Adım Tan...
Bir taze kurt ve ihtiyar kurt ormanın derinliklerinde beraber yürüyorlardı. Bugün tecrübelerinden anlatıyordu, bugüne kadar hep 'kurt' gibi yaşayışından ödün vermeyişinden, hayatın ona kazandırdığı derslerden. E yanındaki toydu nasılsa, birisinin ona büyüklük yapması gerekliydi. Hayatın binbir cilvesi vardı. Ve kurt gibi yaşamayı öğrenmezseniz hayatın gereklerini yerine getiremeyebilirdiniz. İhtiyar kurdun başkaca bir niyeti daha vardı ya neyse. Onu hikayenin devamında nasılsa anlayacaksınız... Yemyeşil bir orman. Çiçekler, kelebekler, şelaleler ve illaki çeşit çeşit ağaçlar. Ama tehlikeliydi orman. Bu zamanda birinci düşmanları ise avcılar yani insanlardı. Önlerinden kırıta kırıta bir tavşan geçti. Sanırsınız tavşancık bu dünyada yaşamıyorda sanalda takılıyor! İhtiyar kurt
-Hadi bakalım avcı tut şu tavşanı da getir bana, dedi. Hünerini görelim. Ok gibi zıpladı taze kurt. Tabii tavşan durur mu. Güzelim bir ormanda esaslı bir kovalamaca başlamıştı. Ya yaşama, ya ölme demekti tavşan için bu kaçış. Papuç pahalıydı. Canını ayaklarında hissetti. Ve kıyasıya bir kovalamaca başladı ormanda. Birazdan ağzındaki tavşanı ihtiyar kurdun önüne bıraktı taze kurt. İhtiyarın verdiği görevi sonunda ve sonuçta başarmıştı. Hafiften böbürlendi. İhtiyar bir güzel yedi tavşanı.
- Bravo dedi. Ama dakika tuttum. Çok oyalandın. Ayakların biraz daha açılmalı. Daha çok egzersiz yapmalısın.




-
Ömer Faruki
Tüm YorumlarHocam size nasıl ulaşabilirim ?