Meşakkatle yoğrulmuştur hamurum
Köy sokaklarında sürünerek emeklemiş
Zaman gelmiş çamurbataklıklar içinde
Zaman gelmiş bozkır eteklerinde
Koşturmuşumdur yalınayak
Bir lokma kuru ekmek,
Fıtratım günaha meyilli,
Dilim af dilemeye.
Şeytan benliğimi çalmaya,
Ben yine umutla kapılarını.
Bir dua gibi düştüm kapına;
Tohum toprağa atılır büyümek için,
Nehir ummana koşar.
Ben sana koşarım
Ne gece gündüze ne gündüz geceye kavuşur.
Kovalarken birbirlerini benim sana koştuğum gibi.
Ağaçlar baharı, çiçekler meyveyi bekler. Benim seni beklediğim gibi
Yaş Ellibeş geriye ne kaldı dersin
Su gibi akıp giden ömürden
Affı mümkün olmayan kırgınlıklar var
Yorgunluk ve hüzün cabası
Daha nekadar sürer sürgünüm
Dalarken gözlerim misafirimsin
Ümmetin başkanı sırtında büyük bir yük
Omuzunda tabut
Gözlerinde kararlılık
Dilinde nara
Ey ecnebi millet ne yaparsan yap
Düşmeyecek bu millet dara
Bir yanar dağ gibiyim
Fokur, fokur kaynayan
Dünyamı harlayan ateşimsin
Ne kadar sürer bu yangın
Yakmışken bütün günahlarımı
Daha ne kadar beklerim lavlar içinde
On beş Temmuz akşamı bir ihanet yaşandı
Kelle koltukta gençler imanını kuşandı
Sel oldu kadın, erkek, genç, yaşlı bütün millet
Reisin emri ile sokaklara boşaldı
Dur diyerek tanklara geçit vermedi beden
Büyüyünce
bazı şeyleri unutacağını biliyorum.
Defalarca
anne demeyi,
baba demeyi mesela…
Esen rüzgardan, doğan ve batan güneşten
Karanlıkları aydınlatan aydan
Kıraç toprakları yeşerten yağmurdan
Dünyadan ahirete olan göçten
Kısacası
Doğandan ve ölenden sana mesaj var.
Farkında olmaz insan
Yaşadıklarının
Yaşayacaklarının
Kendisini nelerin beklediğinin
Güle ulaşmak için
Dikenlerle edeceği mücadelenin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!