HIÇKIRIK
“Tayin işlemlerim tamamlandı. Bu şehirden taşınıyoruz. Yeni bir şehir, yeni bir çevre… Belki bir süreliğine bize ağır gelecek. Doğup büyüdüğümüz bu topraklardan kopmak kolay olmayacak, biliyorum. Görev icabı gitmek zorundayız. Allah hakkımızda hayırlı olanı nasip eylesin.”
“Âmin Ya Rabbi… Peki, ne zaman ayrılacağız buradan?”
“Eylülden önce, okullar açılmadan; çocuklar okullarından geri kalmasınlar. Biz yavaş yavaş taşınma hazırlıklarına başlayalım.”
Babam ve annemin bu konuşmalarına istemeden kulak misafiri olmuştum. O an içime serin bir gölge çöktü. Evin duvarları sanki daralmış, havası incelmişti. Okulumdan, arkadaşlarımdan ve bu şehirden ayrılacaktım. Her sokağında, tepesinde, taşında hatıralarımın olduğu şehir… Bir insan hatıralarını geride bırakabilir miydi? Arkadaşlarım gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti. Her birinin sesi, gülüşü, duruşu gözlerimde canlandı. Hele öğretmenlerim. Onları bu kadar içselleştirmişken nasıl bırakabilirdim…
Yeni bir şehir, yeni bir okul, yeni yüzler… İnsan alışkanlıklarından vazgeçebilir miydi? Kendimi bir balık gibi düşündüm; bu şehir de benim denizimdi. Bu şehirden ayrılmak, denizden çıkarılmış; oksijensiz kalmış bir balığın çırpınışı gibi geldi bana… Bu düşüncelerle yorgun bir hüzne sarılarak uykuya daldım.
Birkaç gün sonra taşınma hazırlıkları başladı. Sandıklar, koliler, bohçalar… Çerçeveler söküldükçe sanki duvarlardan hatıralar da bir bir kazınıyordu. Aslında en büyük ağırlık vedalaşma vakti geldiğinde çöktü içime… Okul arkadaşlarımla vedalaşırken ağlamamak için zor tutuyordum kendimi. Birkaç arkadaşımın ellerinde hatıra defterleri vardı. Gözlerinde kaçamak bir buruklukla uzatıverdiler defterleri. Bu defterler aslında bir kopuşun bir vedanın kâğıda dökülmesiydi. “Kalbin kadar saf ve temiz bu sayfayı bana ayırdığın için teşekkür ederim.” diye başlayan satırlar… Veda kelimesi o gün demir gibi ağırdı. Hassas yürekler bu ağırlığa dayanamazdı. Veda kelimesi sanki ateşten bir kora dönüşmüş, boğazıma düğümlenmişti. Yutkunamıyordum. Edebiyat öğretmenimizin okuduğu, Necip Fazıl’ın dizeleri çınladı zihnimde:
Sen altınsın ben tunç muyum?
Aynı vardan var olmuşuz
Sen gümüşsün ben saç mıyım?
Ne var ise sende bende




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta