O günden beri yasta,
O günden beri hasta,
Ben hâlâ Ağustos’ta,
Bıraktığın yerdeyim...
Yorgun hasta halimde,
Cemâlin hayalimde,
..
Cılız iken beni tombul gösterdi
Turp gibiyken beni hasta gösterdi
Bazen cani, bazen masum gösterdi
Her seferde beni ayrı gösterdi.
..
Uzun zamandır bir sancı
..............saplanıyor böğrüme
Baktırdım,sistit dediler.Mesane iltihabı yani
İlaç kullandım geçti.Şimdi yine başladı
Bu gece kıvrandım durdum.Kıvrandım
........acı veriyor belime.
Bağladım baş örtümü kuşak diye.
..
Sağlık için illa hasta mı olmalı?
Doğruluk için illa yanlış mı yapmalı?
Sevmek için illa aşık mı olmalı?
Para bulmak için illa fakirliği mi tatmalı?
..
Küçük bir çocuk
Hasta olunca
Çatlar omzundaki boncuk
Küser Tanrı'ya serçeler
Döker çiçeklerini
Elma ağaçları
"Göz oldu
..
Kaçgecedir ay maviydi.
şimdi hasta
beden ki nefesde
Oysa kardelendeki direnme noktasıydı
özlemin
gitme
..
Bizler Marazlı birer Hasta Baş Hekimimiz Allah...
İki Cihandada iyi olmak için
Neden! ! O! ! nun ve Elçisinin Verdiği Reçeteyi Kullanmayız ki...?
vesselam
..
Bir kız sevdim Milas'ta,
Aklım yine iflâsta.
Kız güzel, ben sevdalı,
Bakarım hasta hasta.
Ne sarıldım, ne öptüm,
Bir güzele dil döktüm.
..
Diyâr diyâr dolaştım, kurda kuşa danıştım
Şu üçgünlük dünyâda, bir mechûle karıştım
Hayat denen bir nefes, dünyâ sanki bir kafes
Ne yapsam ne söylesem, artık beyhûde heves
Ağlarım hasta derler,aşkına yasta derler N A K A R A T
..
Bir yorgunluk var üzerimde
Sanki kırgın gibiyim
Kemiklerim kırılıyor sanki
Bir ateş basıyor yüreğimi
Sanmaki bedenim hasta
Yanıldın,
Yaralı olan ruhum,kalbim hasta
..
Mecazi Anlamda dahi olsa asla ama asla Yaratmak Kelimesini Allah,tan başkasına isnat Edilmesine ve fanilere Kullanılmasını Kabul Etmiyorum Yaratmak sadece ve sadece Allah,a mahsustur bunu anlayın artık Bilenler Bilmeyenlere Anlatsın Bilmeyenlerde öğrensin,bilsin ve İdrak etsin..
Beni hasta ettiniz bu Söylemlerinizden Zalımlar...
Not:yaratıcılık özelliği Peygamberimize bileverilmemişken; günümüzdeki birçok insana yaratıcı özelliğini yakıştırıyorlar. bir nevi şirke giriyorlar. Allah'a şirk koşuyorlar haşa... yaratma sıfatı Allah'ın zat'i sıfatıdır, ve benzeri hiçbir canlı yada cansız mahluk'ta yoktur.
Vesselam
..
Hasta olduğum zaman bütün çökkünlüklerim
Çeker âdeta beni bir hüzün batağına
Dövülmüş gibi ağrır bedenimde her yerim
Ah ne çileyle girer bir hasta yatağına
Gençsen yârin yavuklun, evliysen zevcen karın
Yanında bulunmalı mutlak bir emektarın
..
Şu cümle küçüklüğümden kalmadır;
–isyan etmek olmaz, kötüyü çağırırsın, sessizce kabullen..
İstanbul’ da yaşıyorum Türkiye‘ nin en büyük şehrinde ve bu cümleyi kurabilecek haddeye ulaştım. Vaziyetimiz, hani sık sık derler ya;
-Allah kimseyi hastanelere düşürmesin… hallerinde.
Benim dayanma sınırlarımın iflasın eşiğinde olma sebebi de bu. İki haftadır hastane yolları, testler ve tahlillerle telef olduk. Hele hasta olanın hallerini hiç anlatmayacağım. Bir soru sorduğunuzda doktorlar isterlerse zorla ağızlarından birkaç kelime çıkarıyorlar, o da ister anla ister anlama kısa cümlelerinden ibaret. Teşhis konulamıyor, yeniden ve yeniden başlanıyor her şeye. Her birim birbirlerine danışmadan, bağımsız rapor yazıyor. Bu kopukluk yüzünden yeniden ve yeniden yaşanıyor. Ağlar mısın güler misin? ! Yapacakları bilgisayarın iki tuşuna basıp isim yazarak bilgilere ulaşmak. Ve biz mekik dokuyoruz, beyin cerrahları, nöroloji, nükleer araştırma, dahiliye ve vs vs.. Sonuç tam bugün alınacak iken; doktorumuzun kayınvalidesi vefat etmiş ve kimse yerine bakamıyor denilerek yine ertelendi.
..
Uzun İnce Bir Yol Hayatımız
Uzun yıllardır sorumluluklarını yerine getirdin, uykusuz gecelerin sancılı düşlerinden kimlerin haberi oldu, kimler farkında, çocukların mı? Eş -dost akrabaların mı? Yarın çocuklar büyüyecek evlenecekler onlarında çocukları sorumlulukları olacak ve akıllarına en son sen geleceksin, yalnız kaldığında evde bir başına kalacaksın, diğer köşede ise belki eşin.
Çocuklarını özlediğinde gel dediğinde anne yemekteyiz, arkadaşlardayız, çocuk hasta müsait değiliz sözleri ile boynun bükülecek ya ben diyecekken boğazına düğümlenecek sözlerin hasta olduğunu bile söyleyemeyeceksin, işte o an sen avuçlarından hızla akan zamanda kendi önceliklerini hayallerini tutkularını nasıl ertelediğini düşüneceksin, onlar için neleri feda ettiğin nelerden vazgeçtiğin aklına gelecek irkileceksin ama vakit çok geç olacak.
Her Annenin babanın evladına görevi vazifesidir yapılanlar ama unutmamak lazım çocuklar için yarınlar hep mevcut, umutları, sevinçleri, mutlulukları ve hayalleri için önlerinde uzun bir yolları ve bunu yürümek için zamanları hep olacak.
..
Hasta idim yarim,yanımda yoksun,
Sensiz yemek yemem,ama sen toksun,
Huzur yoksa işte budur yalnızlık,
Çağırsam gelmezsin,kalbime oksun.
..
verdiğin onca emeği bilemedim
hasta oldun yanına gelemedim
canın ne ister diyemedim
beni affet güzel annem
..
Siz hasta analar, siz ey bacılar
Size baktıkça yüreğime dolar acılar
Yağmur mu,rüzgar mı,kar mı size kıydı?
Allahım bu dertler bunlara reva mıydı?
Sabahtan akşama dek gün boyunca çalıştınız
Durmadan yorulmadan ordan oraya koştunuz
..
Yıllardır bu sözü duyarım. Otobüste, trende, çarşıda, pazarda, sokakta, iş yerinde, düğünde, bayramda, cenazede, piknikte, her yerde sorarlar bana. ‘Nerelisin?’ Ondan sonra da ‘Ne iş yaparsın?’ sorusu gelir. Aklım erdiğinden beri bu sorularla karşılaşırım. Ben çocukken de şöyle sorarlardı. ’Sen kimin oğlusun, baban ne iş yapar?’ Hatta sık sık 'Büyüyünce ne olacaksın?’ derlerdi. Bu soruyu kendime de çok sordum.Gerçekten de büyüyünce ne olacaktım? Bir çok meslek vardı ama ben bir türlü ne olacağımı bilemiyordum. Klasik cevaplar vardı da, ben hiçbir zaman bu klasik cevapları vermezdim. Ya hiç bir şey olamazsam? Yalancı çıkarsam? Hiç kimseye de cevap vermiyordum. Ama işi garantiye aldıktan sonra, ‘Asker olacağım.’ demeye başladım. Aklım ermeye başlamıştı ya, her çocuk da büyüyünce askere gidiyordu. Ben de asker olacaktım. ’Asker olacağım, düşmanları öldüreceğim.’ demeye başladım. Oyuncak silahım bile vardı. ‘Aferim, büyü, çakı gibi asker ol.’ derlerdi. Bir de baktım, birden bire ne çabuk da büyümüşüm. Ama büyüyünce iş değişti. Nefret eder hale geldim bu sorulardan. ‘Büyüyünce ne olacaksın? Baban ne iş yapar?’ sorularının yerini ‘Nerelisin? Ne iş yaparsın?' soruları aldı. Adamlara da denmiyor ki, ‘Ulan ne iş yaparsam yaparım, nereliysem nereliyim, sana ne! Ben sana sormuyorsam sen de bana sorma!'
Bir gün doktorla görüşmek için hastanenin bekleme salonunda otururken yanımızdaki yaşlı bir bey amca ‘geçmiş olsun’ dileklerini ilettikten sonra, ‘Hayırdır, hasta kim? Sıkıntı nedir?' dedi. Böyle de çok meraklı bir milletiz işte. Kendisine, doktorla konuşmak için beklediğimizi sakin bir şekilde söyledim. Ardından ‘Nerelisin?’ sorusu geldi. Sanki kan beynime sıçradı. Deli olduğum, hiç cevap vermek istemediğim bir sorudur bu. ‘Amca, nereliysem nereliyim. Ispartalı da olabilirim, Ankaralı da olabilirim, başka bir yerden de olabilirim. Nereli olmam çok mu önemli? İnsanız sonuçta.Türkiyeliyim.‘ dedim. Adamcağız soruyu sorduğuna soracağına pişman oldu. İyi de oldu, aklına gelirim de, bir daha hiç kimseye soramaz böyle saçma sapan soruları.Neden meraklıyız ki bu kadar? İyi ki bir selam verdik millete. İnsanlara hiçbir zaman ‘Nerelisin?’ sorusunu sormam. Yunanistan’da da doğsa, oralı da olsa sormam. İnsandır çünkü. Sanki bu soruyu sorunca, ayrımcılık hissiyatına kapılıyorum.
Ne demiş büyükler: ‘Doğduğun yer değil, doyduğun yer.’ Beynelmilel olduk resmen. O kadar yer dolaştık ki eşimle birlikte. Garibim, kendi memleketini unuttu benimle memleket memleket gezmekten. Bir de sormazlar mı, ‘Eşin nereli?’ diye. Ulan öldürür müsün, sabaha mı bırakırsın? Yahu kardeşim sana ne eşimin nereli olduğundan? Türkçe konuşuyor muyuz? Konuşuyoruz. Türk müyüz? Türk’üz. Eeee, mesele ne? Yani Trakyalı olsa ne yazar, Ardahan’lı olsa ne yazar? İnsanız sonuçta. En çok da çocukların kafası karışıyor. İki oğlum da Eskişehir’de doğdu.Kız kardeşime sordukları zaman İstanbul ile nüfus kütüğümüz dışında bir bağımız olmadığı halde, "İstanbul'luyum." der. Eşim aslen Çankırı’lıdır. Ama Ankara’da doğup büyümüş. Annem Ankara’nın başka bir ilçesinden.Bizim ailede herkes farklı yerlerden anlayacağınız. Yaşımı sorun, işimi sorun, ama bana lütfen hiç kimse nereli olduğumu sormasın. Kırarım, dökerim. Kendi kendime sayarım, söverim, huyum batsın.
Bazı insanlar suratıma baktıklarında beni yukarıdan aşağıya süzüyorlar. Kimi saçımla, kimi işimle, kimi konuşmalarımla ilgileniyor. Herkes beni birilerine benzetiyor. Onlara göre bazen Erzurumlu olurum, bazen Ağrılı. Bazen de yeri yurdu olmayan bir çingeneyimdir. Her şeyden önce insanım. Ama "İlle de söyle!" derseniz o saniye bir sıfır öne geçerim. Çünkü ben Türkiye Cumhuriyeti topraklarının başkenti Ankara'da doğdum, orada büyüdüm. Oldu mu istediğiniz? Ankaralıyım demekle bir ayrımcılık, bir hemşehricilik de ben mi yapayım?
..
Hayel ben kurmuştum gizlice sana
Belki bugün beni görersin rüyada
Öylesine acım ki sevgin birikmiş
Kapı komşu olmak çok istiyorum
Fazla şansım yok ki seni görmeye
Ara sıra belki bağ bahçede görsem
..
Bizim gençliğimizde seksenli yıllara denk geldi. O zamanlar nerede İnternet, nerede bilgisayar; ama yine de sosyal faaliyetlerden pek geri kalmazdık. Kimimiz halkoyunlarına giderdi, kimimiz bilardo ve masa tenisi salonlarına, kimimizde karate ve tekvando adı ile bilinen sporları yapardık. Bendeniz Hikmet cennet kuşu da üçüncü sırada saydıklarımdan biri olan tekvando sporuna o meşhur Bruce Lee denen adamın filmlerini seyrede seyrede başladım, bir başladım pir başladım. Kiremitler ve mermerler karşımda tir tir titriyorlardı...
Haftanın üç günü bir salonda arkadaşlar ile hoca nezaretinde ha babam de babam tekvando yapıyoruz. Ter sırtımızdan değil de başka bir yerimizden çıkıyor adeta. Bazen yoğunlaşmak için ha hu hiya diye de sesler çıkartıyoruz. Baştan çok garibime gitse de bu sesler, sonradan arkadaşlarım gibi ben de alıştım. Hızımı alamıyorum bazen antrenman bitiminde sokakta yürürken de hu ha hayt diyorum, millet de bana dönüp pis pis bakıyor ''Deli mi ne bu adam? '' diyorlar. Hiç birine aldırmıyorum. Tekvando aşkı, Bruce Lee amcanın aşkı tavan yapmış durumda ben de, kimse hiç bir kuvvet o aşkı yerlere indiremez...
Hafta sonları salona gide gele bir şeylerde kapıyoruz hocamızdan. Üç ayda bir kuşak imtihanı varmış, biz daha beyaz kuşaktayız, daha ileride bunun sarısı, yeşili, mavisi, kırmızısı, siyahı var. Günler gelip geçtikten sonra kuşak imtihanı geldi çattı. İçimizde bir kıpırtı bir heyecan sormayın gitsin. O çocuk aklımızla yüreğimiz pır pır ediyor hocalarımızın karşısında. Görenlerde sanır ki kuşak imtihanına değil de üniversite sınavına giriyoruz.
Kuşak imtihanına girdik çıktık ve alnımızın akı ile sarı kuşağı kaptık en babasından. O zamanlar daha bekârım. Gücüm kuvvetimde yerinde, yan bakan filan olursa dersini veririm diye düşünürken hop iki üç tane çakal çıktı önüme. Aklı sıra alay edecekler benim ile. Yer miyim ben? Sardılar etrafımı giriştiler bana. Haliyle benim elimde armut toplamıyor, ben de ya bismillah deyip paça kasnak daldım üçünün arasına ''Eee dedim Hikmet öğrendiklerini uygulama zamanı şimdi hakkını ver oğlum yaptığın sporun.'' Her ne kadar sarı kuşakta öğrendiklerim üçünü birden haklamaya yetmedi ise de yine de epey hasar verdirdim haytalara, bizim de az buçuk şakülümüz kaydı desem yeridir. Arkadaşlar sağ olsunlar araba ile beni en yakın hastaneye atıverdiler. İyi ki de atıvermişler, biricik aşkım Gülcan hemşire ile orada o hasta yatağında yara bere içinde iken tanışmak nasip oldu, daha sonrasında evlenmek de kısmetmiş...
..



