Kapının eşiğinde duruyor rüzgâr,
ne içeriye ait artık, ne dışarıya.
Bir bavulun fermuarında sıkışıp kalmış
onca söylenmemiş hece,
ve bir masanın üstünde soğuyan iki fincan çay;
artık birbirine dokunmayan iki yabancı gibi.
Gitme vakti çaldığında saatin çanı,
avuç içlerinde aramak bir bahaneyi,
kırık bir aynadan medet ummak gibidir;
baktığın her parça başka bir yüzü kanatır.
Dur demek,
çekilen denize "kal" diye yalvarmak;
dalganın ardında bıraktığı çakıl taşları kadar çaresiz,
kendi sesinde boğulan bir fısıltı yalnızca.
Zamanı geçmişse eğer bir çağrının,
dön demek,
sararmış bir yaprağı dalına dikmeye benzer.
Gövde unutmuştur artık o yeşili,
toprak kabullenmiştir hüznü,
ve rüzgâr çoktan silmiştir adımların tozunu.
Hangi eşik taşır ki
kendinden bile vazgeçmiş bir gölgenin ağırlığını?
Aşk bittiğinde,
o yangından arta kalan küllere
"yeniden" üflemek nafile.
Ne alev alır artık o yorgun kor,
ne de ısıtır eski bir hatıranın göğsünü.
Kelimeler biter,
yollar ikiye ayrılır,
ve geriye sadece susmanın o asil,
o geri döndürülemez ağırlığı kalır.
Kayıt Tarihi : 1.11.2026 07:10:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bir gece ansızın herşeyin bittiğini anlayınca, dudaklardan dökülen cümleler...




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!