Bir defter açılır birden,
ne kalem tutmaya derman kalır ne de silmeye vakit,
Yazılmamış borçlar sızlar vicdanın en derin yerinde,
vakit tamamlandığında.
Masada bıraktığımız hesaplar,
kâğıda dökülmemiş sözler,
unutulmuş vaatler var;
Zamanın en ücra köşesine sıkıştırdığımız,
"yarın öderim" diye ertelediğimiz
ne çok şey kalmış geride.
Eş, dost, arkadaşlar...
Yolda yürürken kalbini kırdığımız,
bir bardak çayını yarım bıraktığımız insanlar,
Gönlünü almayı unuttuğumuz
kaç insan var o kalabalık sokaklarda?
Helallik istemeye yüzümüzün olmadığı,
"nasıl olsa arar sorarım" deyip
bugüne yığdığımız dargınlıklar,
Ölüm kapıyı çalmadan önce
bir kez olsun dönüp bakmadığımız
o unutulmaya yüz tutmuş
hatıralar.
Secdeye başını eksik koyanlar,
namazı koşa koşa kılanlar,
duaları diliyle deyip kalbiyle duymayanlardanız,
Yarım yamalak ibadetlerle örülü bir ömür,
eksik tuğlalarla ayakta durmaya çalışan bir bina gibi.
Ertelenmiş tövbeler
kenarda köşede beklerken,
pişmanlığı başka bir bahara bırakan günahlar,
"Hele bir yaşlanalım" masallarıyla
kandırdığımız o nefis,
bir bakmışsın,
ansızın gelen bir rüzgârla savrulur gitmiş.
Cebimizde birikenlerin,
"daha fazlası benim olsun" diye sakladıklarımız
asıl sahibi başkalarıydı oysa,
Ödenmemiş zekâtlar,
verilmemiş sadakalar,
yoksulun gönlünde biriken o sitemli ahlar.
Dünyayı toplarken,
oradan hiç göçmeyecekmiş gibi
sımsıkı sarıldığımız o geçici mülkler.
Hepsi nafile,
Hepsi beyhude şeylermiş meğer
Hani neredeler şimdi ?
Biz ölümü hep ,
cami avlularındaki tahta tabutlarda,
gazete köşelerindeki kara yazılarda okuruz,
Başkasının cenazesine giderken
ardımızdan çalınacak o son zili
sanki hiç duymazdan geliriz.
Kendimizi ölümsüz sanmanın o kibirli uykusunda,
dünyayı parsel parsel paylaşırken,
Vallahi o ölüm gelecek,
Billahi o ölüm gelecek,
bize sormadan,
kapıyı çalmadan,
en umulmadık anda dikilecek karşımıza.
O ölüm…
trafikte kırmızı ışıkta beklerken,
yatağında uykunun en tatlı yerindeyken gelecek,
Bazen en büyük günahın ortasında yakalayacak bizi,
bazen de cami yolunda bir adım atarken.
Büyüğe hürmet etmeyecek yaşına bakmadan,
küçüğe merhamet etmeyecek daha çocuktur diye,
İzin istemeyecek,
rütbe sormayacak,
"bir dakika dur" diyenlere
hiç ama hiç kulak asmayacak.
Madem ki bu yolun dönüşü yok,
madem ki bu kervan bir gün mutlaka,
o menzile varacak,
Bırakalım artık ertelenmiş yarınları,
silkelenelim şu dünyanın yalancı gürültüsünden.
Ölüm gelmeden önce kalpleri onaralım,
borçları ödeyelim,
helallik dileyelim sıcağı sıcağına.
Ölüm kapıyı çalmadan önce .
Eşten, dosttan, arkadaşlardan …
Köşe başındaki bakkaldan, fırıncıdan…
Emine teyzeden, Ahmet emmiden…
Hâlâ vakit varken.
Bu uykudan uyanmaya
hazır mıyız ?
redfer
İlyas Kaplan
Kayıt Tarihi : 6.10.2026 15:40:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!