Kış sardı yorgun ruhunu, ayazında tıkandın,
Zifiri gece çökmüştü, sabahında uyandın,
Zehir yaktı hep bağrını, gözyaşında yıkandın,
Son liman aradı gönlün, kapısında dayandın.
Yarana merhem olmuştum, kucağında canlandın,
Bir ince sızıydı başladığında
Dağ oldu büyüdü suskunluğunda
Ben seni beklerken aylar boyunca
Sen çoktan unuttun beni kolayca
Gözümde tüterdi hayalin her gün
Sevesin yoktu zaten!
Kalbinin kapılarını bana açmadın.
Bahanelerine gizledin sevebilme ihtimalini.
Yüreğinde hep bir gidiş türküsü,
Gözlerinde bir ayrılık karanlığı sakladın.
Öyle bir gelişin vardı, bana hayat getirdin,
İçimdeki karanlığı, umutlarla bitirdin.
Yüzüm artık gülecekti, sona erdi kederler,
Yeniden açacak sandım, gömülen o çiçekler.
Öyle bir gelişin vardı, can verdin o çocuğa,
Sevme arkadaş…
“Seni seviyorum” diye koşup geleni hemen sevme.
Süslü sözlerle seni göklere çıkarana inanma.
Yaralı gelip senden şifa bekleyeni sevme;
bil ki iyileşince
ilk terk edeceği yer senin yanındır.
Telefonun artık hep ters duruyor masada,
Ekranı kilitli, şifreni geçen ay değiştirmişsin.
Bir zamanlar aynı parmak iziyle açılırdı o telefon,
Şimdi bir yabancıymışım gibi bakıyorsun elime.
Ceketinin cebinde bir fiş buldum geçen hafta,
bazen bir kaç kelime dizilir boğazına
önce yutkunamazsın sonra gözlerin dolar.
anlatmak istersin içten içe
anlatamaz içine ağlarsın işte...
duvarlara bakar saatin saniyelerine dalarsın
Söylesene yar hangi hevese kurban ettin yeminlerini
Sensiz yaşamaktansa ölürüm dediğin dünlerini.
Ellerimden tutup gözlerimde mutluluğu bulduğun günlerini
Nasıl bir ihanete teslim ettin hayallerini
Sana güvenmiştim bu fani canımda
Sus be gönlüm...
Hayat acımaz insana zaten
Sevdiğin tattırır en büyük acıları
Yaralı olsan ne yazar
Yaralarına tuz döküldüğünle kalırsın...
Bir şirket kurmuştuk adı olmayan,
Sermayesi güven, hissesi zaman.
Kâr defterine aşk yazılmıştı önce,
Sonra sayfalar sessizce boşaldı.
Noter önünde iki imza attık bir vakit,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!