H bölüm 2 Şiiri - Feyz Kariha

Feyz Kariha
131

ŞİİR


30

TAKİPÇİ

H bölüm 2

Hastane
/2/

Camın önünde ayakta duruyordu. Yüzü cama değecek kadar yakındı. Sırtı gözlerime dolarken boyu sanki daha uzun geldi.
Henüz iki hafta olmuş fakat aklımı her an huzursuz eden o adamı görmemek için kendime daha fazla engel olamamıştım. Sabah Selen’i arayıp
‘’bugün fatihe gideceğim dönüşte hastaneye uğrarım, eğer sonuçların çıkmışsa ararım gelirsin.’’ Dedim. Gitmek için bir sebep aramaktan ziyade gittiğim yeri bildirmeyi içimin bir tarafında mızmızlanan korku sebep olmuştu. Hastaneye vardığımda vakit ikindiydi. Ezan sesi yeni çekilmişti havadan. Güvenlikle göz göze gelmemiz dışında bir engel yaşamamıştım içeriye girerken. Fakat her binaya elimi kolumu sallayarak giremeyeceğimi biliyordum. Beyaz bir önlük yürütme fikri kendime yaptığım bir espriydi ve işe de yaramıştı. Gülümsedim… Bir kaldırımın en tenha köşesine oturup nefes almaya çalıştım… İnsanlar bir kumaşın tutmayan deseni gibi akıyorlardı. Hepsi bir renk hepsi ayrı ayrı renk… Dizlerimi iyice kendime çekip üzerine kolumu onun üzerine de çenemi koyduğumda karşı bankın altında bana göz kırpan şeyi gördüm. Kalktım tek bir hamle ile bankın altındaki refakatçi kartını alıp etrafa baktım. Sadece baktım, sorgulamadan baktım ve ağzımı bile açmadım…

- Eğer biraz daha orada oyalanırsan yakalanacaksın. Elindeki kartta kurtaramayacak seni.

Benimle mi konuşuyor diye bir tereddüt yaşadıktan sonra nasıl fark etti diye hayrete düştüm. Sonrasında hemen duruma ayıp, heyecandan sallayıp durduğum kartı avucuma bastırak ne kadar aptalım dedim. Bir büyünün içine dalma havasına girmeseydim cama yansıyan aksimi elbette ki önceden ben de fark ederdim.
Kapıyı biraz daha aralayıp içeriye girdim. Tedirgindim.
- Kapat kapıyı… Dedi. Sesinin buğusu vardı. Buğusunda emin bir emirlik. İtiraz edemedim. Yavaşça kapatıp, her an kaçacakmış gibi sırtımı kapının kulpuna yasladım. Camın üzerine bir ayna gibi yansıyan aksimizle birbirine değdi gözlerimiz. Camın ardındaki geceyle karışmıştı gözlerindeki gece… Korkunç bir kuyunun içine çekiliyordum. Çok derin bir karaydı ve ben bakmaktan kendimi alamıyordum.
Gitmeliyim dedim ve hızlıca çıktım odadan… Neden geldiğimi sormamıştı…

Kantine inip oturdum. Gidecek bir yerim yoktu bu saatte. Kalbimi kırılmış hissediyordum. Neden kalbimin bir şey beklediği vardı ki bu kaçıktan. Evet kaçık! Hırsımı yatıştıran bir kelime olmuştu bu, sonradan utandıracak olsa bile… Bir çay istedim. Çayın demi bardağın içine doğru içimi çekiyordu sanki. Bir yudumdan fazlasını İçemedim. Ben içemedim çay hayıflanarak usul usul soğudu…


-Duydum ki martıları seviyor muşsun ufaklık…

Kulağımın içine bir fısıltı gibi grip başımı döndürürken bu ses, gözlerim karardı. Yanıma oturduğunu hissettim. Peşimden gelmiş olmalıydı.

-hayır, martıları değil. Sadece… Sadece beyaz martıyı… O… o benim arkadaşım…

Bir hışımla kaktı sandalyeden. Hırkasının kollarını çekiştire çekiştire hızla yürüyüp gitti. Donup kalmıştım bir kez daha. Saçma sapan şeyler oluyordu ve ben bir filmden fırlama sahnelere kapılamayacak kadar korkmuştum…
Beklemek korkunun bekçisiydi.. Beklemeden hemen peşinden gittim. Kimse yoktu etrafta, şifreli kapılar açıktı. İşte 271 no’lu oda. Derin bir soluk alıp açtım kapıyı. Yatağın üzerine bacaklarını karnına çekerek oturmuştu. Elinde bir beyaz kâğıt vardı beni görünce hemen hırkasının koluna soktu. Kızıp giderken kollarını neden çekiştirdiğini anlamıştım.
Korkumun kumandanlık ettiği cesaretimin yerini merak almıştı biraz da acıma. Bu oturuş hep savaş sonrasını hatırlatıyordu bana. Teslim olunmuş, pes etmiş savaş sonralarını…

- nedir o
- baktığın yere bakılırsa ellerim…
- hayır, o ellerinin ardındaki
Kalktı camı araladı ve kâğıdın katlarını açıp düzelterek rüzgâra bıraktı.
-sadece beyaz bir martı..

İstemsiz bir tebessümle kapıya en yakın koltuğa oturdum. Oda tamamen beyaza boyanmıştı diğer yerlere nazaran daha ferah ve çok temizdi. Duvarlar o kadar beyazdı ki gözlerimi alıyordu… Ve her şey çok düzenliydi. Sessizliği bozmak için birden soruverdim

- martıları sevdiğimi nerden çıkardın
-duvarlara bakışından. Normal insan duvarlarla iletişim kurup üzerine anlam yüklemez
- ama onlar kuşatarak ve bize kutulaşarak bunu zaten kendilerine yapıyorlar
-işte o yüzden benimle bu gece bu oyunu oynayacaksın…!

Hızlıca yatağın yanına gidip başucundaki çekmeceyi açtı. Korku ve merak karışımı bir heyecanın esiri olmuş gibi mıhlanıp kalmıştım olduğum yere.

-seni gördüğümden beri aklımda hep aynı oyun. Bunu bu gece oynayacaktım ve bakın ki tesadüfe duvarların yufka yüreklisi teşrif etmiş sahnemize!
Tiyatral bir edayla cümlesini tamamlayıp çekmeceye eğildi. Kalbimin dışardan duyulan sesini bastırmak ister gibi başımı önüme eğdim. Çekmeceden gürültülü bir şeyler çıkarıp yatağın üzerine attı.

-Hadi ufaklık bak bu tarafa. Sen de çok seveceksin bunu beyninde defalarca yaptığını biliyorum.
- bana neden ufaklık diyorsun nerdeyse senin iki katınım ve sen de pek yaşlı değilsin.
-hayır, bana değil, kendine bir duvar seç ve tüm soruları ona sor bundan sonra
Omuzlarımdan tutup kaldırdı ve yan yana bir duvara verdik yüzümüzü. İlk o konuşmaya başladı :

- O gün kendimi bu binadan dışarı atıp seni görmeden önce biraz düşünmeyi sigaramın nefesine katarak usul usul adımlıyordum ıslak taşları. Soğuk, zavallı bedenimi yoklayınca hırkama iyice sarılıp bir bankın yanına çömeldim. Banklar ufaklık, banklar düşünce mezarlığıdır. Üzerine oturmak günahtır…
Derin derin nefes almaya çalışıyorum uzun zamandır. Sıkılmış, bunalmış bir hal… Tedavi aşılayan beynim hasta gibi. Düşünemiyor hissedemiyorum. Hastaneye son zamanlarda hep sinir krizleri geçirenler geliyor. Ezilmiş egoların sinir krizleri, nefrettin sinir krizleri, hırsın, elde edememişliğin sinir krizleri… İnsanlar ruhlarını nefisleriyle hasta ediyorlar. Buna dayanamıyorum artık… Herkesi birileri hasta ediyor, herkes beynine birilerini alıp ayarlarını bozmasını sağlıyor… Oysa insan kendi gider ruhuna, kendi girebilir ancak beynine. Bu yüzden ilaçlardan daha etkili tedavi yöntemlerinin varlığına inananlardanım. kişi ne ile ruhunun yolunu buluyorsa onunla tedavisi mümkündür.. Sen gibi mesela… Senin şiir gibi bakışını yakaladığım o ilk an zorlanmadan nefes aldığımı hissettim. Olduğum yerden doğrulup gözlerinin hizasına koydum titreyen bedenimi. Gözlerin… Gözlerinin değerlendirdiği bir şiir edemeyecek kadar mıyım sence.
‘’ Gözleriniz madam!
Gözlerinize bakıyorum da;
Sanki bir yangın yeri!
Yüzünüz talan edilmiş bir imparatorluktan kalmış gibi!
Bir şair oturmuş o iki kaşın arasına,
Tüten dumana ve akan kana bakmaksızın!
Aldırmaksızın parlıyan (patlayan) bombalara, şiir söylüyor gibi...’’
Daha erken bekledim seni… Çok bekledim… Duvarlar pas vermiyor herkese… Ama ben inat ettim ve sen gelene kadar çözdüm dillerini. Hadi durma nefesini ulaştır, nasıl eriyecek sesinin sıcağı duvarların soğuk teninde gör… Eridikçe için soğuyacak, ah! Kalbin kitapmanları.

Duvara karşı konuşmayı pek sevgili bulmasam da etkilenmiştim anlattıklarından, ruhum da okşanmıştı üstelik… ayak uydurmak için cılız bir sesle:

-‘’elimde ölü bir kızın sağır saçları… Bir menekşeyi teheccüte kaldıramamak, biraz yağmurun incitmemişliği var…
Diyerek sustum… Başlattığı şiiri tamamlayacak bir ayıklığı bulamamıştım kendimde. O sayıklar gibi devam etti

- Kalbimi bu duvarlarda büyüttüm ben. Aşk gibi bekledim bu dili çözecek olanı. Aklımın Derin bir acıyla kıvrandığını görmüyor kimse. Değerli görüp, durmuyor kimse duvarlarımda. Görüyor musun bak nasılda emerek dinliyor seni ,hadi bağır durma, bağır ki kalbim büyümeye devam etsin..
O bağır dedikçe Kaçık mısın diye soracak oldum, yüzümden gergin bir tebessüm oluştu , ani bir kahkahayı hemen yuttum . Ben ufaklık değilim dedim yeniden.

- Öyle mi!

‘’Genç bir kızla, bir bakireyle başlıyor anlatımız.
Çünkü bakirelik, o bir baş dönmesidir
Başta gelir, başa gelir, başı yerinden eder
Eksiksiz olup hiçbir iyelik tertibi gerektirmeyecektir
Sorguya açık kim derseniz bakirdir, odur bakire
Kapağı hiç açılmadıysa kitap
Kaş çattırır insana, korku verir
Oysa kitap ki yarıya kadar okunmuş
Bakiredir. ‘’
Ufaklıksın çünkü hala bir çocuk kadar pembesin. Oysa ne kadar da kırmızısın. Kıpkırmızısın… Hangi kadın ki evlilik yatağından çocuk çıkar, o sonsuz bir kırmızının hakimiyetinde hala çocuk… Hala ufak bir nehirdir.

- bu ne cüret… diyerek öfkeyle bakışımı duvardan alıp ona çarptım. O hiç kıpırdamadan devam etti;
- ‘’Gençlik
Ve kızlık dursun başında efsanemizin.
Şivekâr'la
Bir genç kızla başlasın anlatımız
Ağlatımız ,ağlatımız, ah ağlatımız!!!
O dahi gençlik ve kızlıkla bitecek bittiği an
Zaten son erek değil miydi?
Genç ve kız?
Vay anam.. Ter ü taze ve domurmakta olan her ne ise
Hele bir dalmaya gör onun döngüsüne.’’
Sen hiddetini sorguyla tüketme ufaklık, dön yüzünü ve oyna. Ruhunda birikmiş sözlerin süngüsü açılsın için oyna…

- Kimsin! neden buradasın!!
- Sen neden burasın! Çok inatçısın akışına bıraksan her şey , o aklında düğümlenen her şey çözülecek oysa. İnsan aklının götürdüğü yere gidiyor değil mi. ben de Aklımın getirdiği yerdeyim.

Teslim olmuşluk doldu birden kalbime… biraz kısık yer yer ağlak aynı şiirin dizeleri döküldü ağzımdan;
‘’ Var idiyse bir kuş
Kalbinden başka yeri olmayan vurulacak
Vuruş değil de vuruluş kilidi kırsaydı
Kendi sorgusu yüzünden ayağa kalkıyor insan
Arıyor. Yusuf bir ayna mıdır acaba?
Çetrefil, kuşku dolu, yadırgı
Ne kadar kendi oldu insan
O kadar başka...
- Söylenmişlerden çek aklını… Bana ağzını ver, ah ağzını ver kalbinden kalbime… Her şey aşkla başladı. Her zerre aşkla… Allah aşkla, evren aşkla… Biz neden başlayamadık. Hayat bu kadar felçse, bu kadar yaralıysa nefes, Çocuklar şavaşlıysa, aklımız duvarlardan medet umuyorsa, aşkla başlayamadığımız içindir hayata… Herkes aşka kendince yanaşır. Benim aşkım aşk dediğim burada tam burada! Hadi ağzını ver bana… Ağzını, kalbinden kalbime…

- Aşk mı? Aşk… Evet aşk…
derin bir nefes alıp elimi kalbimin üzerine koyar gibi duvara yasladım avucumu ey aşk dedim, biraz cılız, yüzünü bana döndüğünü hissettim kollarını kavuşturup beni izlemeye başladı , duruşumu hiç bozmadan sesimi yükselterek devam ettim :

ey Aşk! yeteri kadar susadık, merhameti barındığı yerden sök at ve çağlayan Irmakların seliyle nüfuz et hakikate..
savaş sonraları bacaklarını karnına çekip oturan acınası merhameti durulmayan şehvetinle yerinden et..
Bize körkütük istemeyi veren sensin. Durmadan azalmamızı sağlayan merhametin pençelerinden bizi alıp,
Yalnızlık yataklarında ihtişamla akmamızı çağla… Sen abd ile Allah arası, geldiği yeri sonsuz kılan… Aşkım, yeteri kadar susadık, içimizin yangınına ferahlatıcı ateşler gönder derimizi astığımız çividen…

- bu kadar iyi başlama. Soluğum yetmez avazıma. Hayır, bu kadar derin değil, bu kadar yol kesen değil. Hayır… Hayır…
Uzun uzun mırıldandıktan sonra yatağın kenarına oturup başını ellerinin arasına aldı. Ağladığını duymaya başladığımda bir kez daha tedirgin oldum. Odadan çıkmalı mıyım diye düşünürken dizlerinin dibinde çömelmiş buldum kendimi. Başını kaldırıp bana baktığında ufak çaplı bir şok geçirmiştim.
- Korkma, korktun mu? Korkma. Selma ilk gördüğünde korkmuştu.
- ha… Hayır korkmadım. Şaşırdım sadece… Benim de olur bazen. Bu kadar olmaz ama olur. Her zaman değil ama. İçten ağlayınca. Gözyaşının çeşitleri ver demek ki. Bazıları öyle yıkıyor ki gözbebekleri cam gibi oluyor. Hangi kahverengi yıkanır da yeşile dönmez. Hayır kokmadım.
Simsiyah gözleri yeşile dönmüştü. Gözbebeklerimdeki kahverenginin içli bir nehirde yıkanıp elaya döndüğünü daha birkaç sene önce keşfetmiştim. Bakışlarına farklılık veren değişimin bilimsel bir açıklaması olduğuna inanlı çok oluyordu yani. Kafasını kaldırıp yeşile dönmüş gözleriyle bana baktığında yine de şaşırmıştım.. içini çeker gibi aldığı nefesler yavaş yavaş düzeliyor, Gözlerinin nemi çekildikçe koyulaşıyordu. Konuşmaya devam etmem gerektiğini düşünerek:
- Bebekken gözlerim yeşilmiş. E, tabi saçlar da sarı. Sonra nazar değdi diyor annem. Nazar değdi ve gözlerimin rengi kahveye döndü. Saçlarımsa muallak. Teyzemin oksijenli sularla yıkayıp beni güneşe tutmaları tatlı ve sıcak bir hatırat olarak hala zihnimde.. Dedim.

Feyz Kariha
Kayıt Tarihi : 25.4.2021 13:15:00
Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


tamamlanmamış delirmek...

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Feyz Kariha