Kalemimin uzandığı boşluğa uzanıyorum
Sanki mürekkepbalığı dolu bir derya
Ama korkudan değil, utangaçlıktan
Kaçtığım her bakış yeni bir mısra
Tek ses, yankılanan teveccühüm...
Gözlerinin derinliğinde sıklaşan bir orman,
Köklerinde sönmez bir yangın tutar beni.
Isınmak için eğildikçe biraz daha yanarım,
Tilya; adın, içimde sararan bir yaradır.
Dünya çekirdeğinde saklı koca bir çölde,
Duyuyorum, göklerden yağan bereketini
Anlıyorum, ışığından koruduğunu gözlerimi
Anlamasam da Tanrıca fısıldanan sözleri
Biliyorum ki tek tanrıça sensin evrendeki
Benim de kayan düşlerimi tutsa bir umay
Ses kimden çok çıkıyorsa, "doğru" odur.
Aynadan yüzümüze seken o ışın;
Fikrimizin rengini sinsice kopyalarak,
Sanalın boşluğunda ivme kazanıyor.
Körebe oynar gibi, bağnazca bağlanarak,
Her delikanlının vardır bir yarası
Kimselere göstermez kendinedir acısı
Zaman ki yaraların en derin yaması
Ummadık anda yıkıverir şahı şahbazı
Zehirli bir ağacın dalından sarkan meyveyim,
Fotosentezimden fışkıran kanla beslenen.
İştirak pıhtılarıyla ağaca da hüküm giydirdim,
Temyiz semalarına doğru boyu uzarken;
Meşru olmayan yollarla sızdım damarlarına.
Şimdi ikimiz de hukuka aykırı delilleriz;
Atanan sahiplik eklerinin ardında,
Adından çıkıp kökü delen ses -
Ziynetiyle örülmüş o kafesi,
İçindeki orduyla deviren zeynep.
Ressamların hükmünü düşüren o sağır boşlukta,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!