Işık süzülür yalnızlığımın soğuk penceresinden karanlık gecenin bağrına
Adımlarım uzanır kimsesiz sokakların sonbahar kokan ıslak zeminine
Uzak dağların tepesinde çınlayan rüzgar taşır benliğime eski hüznü
Gözlerim arar gökyüzünün sonsuz tavanında kaybolan o ilk yıldızı
Ruhumun içindeki sönmeyen kor ateşi besler gece boyunca bu sessizlik
Zamanın amansız akışı yıpratır yorgun düşen zavallı bedenimi
Umutlarım yaprak misali savrulur ıssız vadilerin çorak topraklarına
Kendi feryadımla baş başa kalırım bu yabancı kentin gölgesinde
Karanlık zindan gibi sıkıştırır çaresiz gönlümün darlık çeken duvarlarını
Yılların biriktirdiği ağır yük ezer çöken omzumu her geçen gün
Sessizliğin çığlığı yankılanır yetim kalan yüreğim kalesinin surlarında
Kırılan dallar gibi kopar ümitlerim hayatın karmaşık akışında
Bilinmez yollara sapar takılan adımlarım yarınların belirsiz koynunda
Unutulmuş türküler dökülür kurumuş dudaklarımdan gecenin siyah örtüsüne
Gözyaşlarım akar saklıca kimseden medet ummadan toprağın sinesine
Kendi yalnızlığıma sarılırım bu uzun soluklu çileli yolculukta
Sokak lambalarının sarı ışığı aydınlatır ancak kendi altındaki toprağı
Ruhumun kapıları kapanır bütünüyle dış dünyanın gürültülü alanlarına
Dualarım yükselir avuçlarımdan gök kubbenin en yüksek katına doğru
Aramak boşadır artık o neşeli zamanların geride kalan izini
Karanlık gece saklar çaresizce kıvranan bu yorgun varlığımı
Bir matem havası bürür neşesini kaybeden hüznün akşamlarını
İçimde büyüyen çaresizlik devirir umudun en sağlam yapılarını
Zaman eritmeyi sürdürür beklemenin içinde kalan son ışığı
Kuşlar bile çekildi kendi sıcak yuvalarına çoktan bu vakitte
Benim çileli yolum uzanır sonu görünmeyen bir uçurum kenarına
Rüzgar taşır ötelerden ayrılığın dondurucu ve keskin nefesini
Cevapsız sorular büyütür günden güne kanayan bu sızıyı
Göz kapaklarım kapanır hayatın karmaşık ve yorucu sahnesine
Çaresizlik sarar çelikten bir çember gibi zayıf düşen gövdemi
Yaralı bir kuş gibi çırpınır ruhum bu kafesin darlığı içinde
Ruhum teslim olmayı kabullenir bu Kaçınılmaz ağır kadere
Güneş doğar batan umutların en siyah ufukları üzerine ansızın
Gündüzün parlaklığı ısıtmaya yetmez buz tutan ellerimi
Gökten dökülen damlalar yıkar zihnimin karanlık kalmış köşelerini
Büyük binaların gölgesi çöker yorgun ve çaresiz başımın üstüne
Uzaklardan gelen cılız fısıltılar avutmaz artık yaralı gönlümü
Gidenlerin ardından bakmak kalır bu çaresiz kalmış yıkık ömrüme
Kendi hüznümün koynunda saklarım bitmeyen o gizli Sevdayı
Biter bu fani yolculuk bir gün sonsuz uykunun kucağında
Suskunluğum mühürler nihayet konuşmak isteyen bu yaralı dilimi
Ağaçlar döker sararan yapraklarını ıslak toprağın soğuk yüzeyine
Bilinmeyen diyarlara doğru ilerler takatsiz kalan yorgun adımlarım
Karanlık çekmeyi sürdürür beni kendi saklı ve gizemli alemine
Toprak kucaklar yavaşça kuruyan o son sitemli yaprakları
Kapanır hatıralar kitabının son nemli yaprağı saatler sonra
Kendi içime çekilirim gürültülü ve karmaşık kalabalıklardan uzak
Kabullenir biçare ruhum bu sonsuz bekleyişin hazin sonunu
Fon Müziği Önerisi:
Ahmet Kaya - Beni Bul Kardeşim
Kayıt Tarihi : 24.09.2026 21:41:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!