Battal beden bir geceyi düğümlüyorum boğazıma ve hiç gelmesin istiyorum o Hesperus’tan kopmuş bir ucu yer, diğer ucu sema da sabahlar. Nefesim ürkek ıslık misali ötüp duruyor göğsümde. Yine sen tütüyorsun gözlerimin önünde. Venüs’ten kayan yıldızlar misali ve her bir soluk alışımda, yaslanıp yüreğimin tellerine, inleyen nağmelerle çalıyorsun şarkımızı. Aşk kirpiklerimin arasından mavi akıyor tenime. Sızlarken sol yanım, dünlerde nelere dalıp gitmiyorum ki; Ilık rüzgârları ile yaz akşamları dolanıp duruyor başımda, şarkılar ardın sıra kulaklarımda. Sonunda dayanamıyor bir Halil İbrahim çıkıyor Musa, sazının telleri içimi acıta, acıta. On numara ağlıyor nakaratlarda aşk…
—Dönüşü olmayan gidişin geliyor aklıma, kuma, çakıla bata, bata paramparça olmuş bir ben şaşı beş baka kalıyorum ardından öylece suskun, ümitsiz.
—Gerçek şu ki; yoksun artık. Marmara’nın o hırçın dalgaları acımasızca söküp alırken bedenini bedenimden nasıl da çaresiz kalıyorum bir bilebilsen sevgili. Seyrim öylesine uzun sürüyor ki sensizliği nefes bile almaksızın soluyorum yokluğunu. Sonrasında görünmez oluyorum, kendi meridyenimde ufalmaktan ve hiç çıkmıyorum artık kozamdan.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...



