Gideceğim bu elden... Verin sevdiğimi bana, alıp da gideceğim!
Öyle sessiz sedasız, boynu bükük bir gidiş yakışmaz bize.
Dağları yol eyleyip, yolları birbirine kördüğüm edip gideceğim.
Bile bile ateşe attım ben bu garip ömrümü; bir vefasızın iki dudağı arasında heba oldu dağ gibi gençliğim.
Şimdi bir sonbahar yaprağı gibi sararıp kaldım; ıssız kaldırım taşlarında, fırtınanın kucağında yapayalnızım.
Toplayın yerlerden kırık dökük anılarımı; ben bu şehri, adımı kazıdığım bu sokakları temelli terk edeceğim.
Kurşun gibi ağır bastı üzerime akşamın karanlığı. Boğazımda düğümlendi yılların yutkunamadığım, söylenmemiş cümleleri.
Ne arayanım kaldı, ne de umudumun bacası tüter oldu artık.
Yalan dolanmış bu koca dünya...
Ardımda bıraktığım ne varsa, inandığım kim varsa kocaman bir yalandan ibaretmiş meğer. Ben ki bu sokakların her taşına yüreğimi mürekkep yapıp kazımıştım;
Şimdi avuçlarımda kalan tek varlık, poyrazın önünde savrulan o buz gibi hüzün.
Gidiyorum işte, arkama bile bakmadan...
Sakın ola ağlamayın arkamdan, yazık olur o sahte gözyaşlarınıza!
Ne bir selam beklerim artık şu kahpe felekten, ne de medet umarım bu yalancı düzenden.
Verin sevdiğimi bana!
Yoksa haram olur bu saatten sonra nefes almak; bu daracık göğüs kafesinde, bu yaralı, mülteci yüreği taşımak.
Yılların ihanetini sırtladım da gidiyorum; bükük bir boyunla değil, asla eğilmeyen bir gururla!
Kimseye diyet borcum yok benim bu hayatta, herkes kendi cehenneminde yansın artık.
Bu yangın önce beni yaktı, kül etti; sonra da bütün âlemi yakarsa yaksın, umurumda bile değil!
Bir mezar kazın bana, gurbetin en ıssız, en kör noktasına.
Adımı yazmayın taşa, lüzum yok şanıma, şöhretine.
"Bir garip kul geldi geçti bu yalan cihandan" deyin, yeter...
Hakkınızı helal edin, veda ediyorum artık bu vatana.
Yıldızlar şahidim olsun, ay dilsiz kalmasın bu gece:
Beni bu hale koyanlar, dilerim gün yüzü görmesin ömrünce!
Bir tas su dökenim yok, ardımdan sönen ocağa...
Başımı koydum taştan beter, acımasız ve bomboş bir yastığa.
Ne bir dost eli değdi sırtıma, ne yoldaş buldum şu dünya hanında.
Ben bu koca âlemde, temmuzu kışa çevrilen bir yaz oldum, anlayın!
Tükendi dermanım, bitti kelamım, bitti sözüm.
Karartıp yolları, işte böyle gidiyorum.
Zaman olur da bir gün eserse buralarda adımdan bir yel; toprağımı ıslatsın bırakın, o vefasızdan gelen yabancı bir el...
Bir ömür harcadım uğruna, meyvesiz, kuru bir dala döndüm.
Ben bu hayatta en çok, en inandığım, o en güzel düşüme söndüm.
Adım Veysel derler...
Bilirsiniz; bu baş kasırgada bile eğilmez, bu yürek haksızlığa boyun bükmez!
İçimde saklıdır benim kimseye göstermediğim, hep içime, derinime akıttığım o kanlı gözyaşım.
Gidiyorum...
Ne arkama dönüp bir kez bakarım, ne de o eski günlerin adını anarım.
Ben bu zulüm sofrasından doymadan; acılara doya doya, isyan ede ede kalkıyorum!
Hakkınızı helal edin gayrı...
Gidiyorum ben, elveda!
Kayıt Tarihi : 13.08.2026 17:58:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!