Sen ekmek yoğururken pencerenin önünde
ben başka bir odada, kendimle meşguldüm.
Ellerin una bulanırdı,
ikindi ışığı saçlarına düşerdi.
Ben oradaydım
ama seni görmüyordum.
Ocakta su kaynardı.
Kaşığı bardağa üç kez vururdun;
çayın hazır olduğunu
ev böyle anlardı.
Şimdi bir kaşık sesi duyduğumda
hangi odada olursam olayım dönüyorum.
Ses var.
Ev var.
Masa var.
Sen yoksun.
İkindi yine aynı yerden giriyor içeri.
Işık masanın üzerine düşüyor,
sofra kurulmuş gibi duruyor ev
ama bir sandalye eksik.
Ellerini hiç tutmamışım
tutulması gerektiği kadar.
Oysa her gün oradaydılar;
una, suya, bana uzanıyorlardı.
Şimdi kendi ellerime bakıyorum.
İnsanın bazı şeyleri
kaybettikten sonra öğrendiği oluyor:
bir elin sıcaklığını,
bir sesin evde bıraktığı izi,
bir insanı her gün görüp
aslında hiç görmemiş olmayı.
Bunca yıl söylemediğim
tek bir cümle varmış meğer:
Seni görüyorum.
Şimdi bunu boş bir odada söylüyorum.
Sesim duvara çarpıp geri dönüyor.
Geç kalmış bütün sözler gibi
kimse duymuyor.
Un.
Işık.
Su.
Ve sen.
Musa Niyaz ErdemKayıt Tarihi : 15.09.2026 23:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!