Kayapınarı seyran eyledim başladım gülmeye
Sanayiden başladım gezmeye temaşa etmeye
Yürüye yürüye geldim çarşı camiye
Kıldım cemaatla namazımı huzur içinde
Başladım barab caddesini seyrusefer eylemeye
Ziraat bankası dükkanlar dükkanlar sıra sıra
..
bir çocuk tanımıştım
cihan'dı adı
galatasaraylı futbolcu
tugay'ın hayranı
ne zaman görsem
o sevimli dişsiz gülümsemesi
ve önünde tartı
..
AĞITNAME
Dışarıda karakış;
Manasız bakışlar fırlatır
kapkara gözbebekleri
yaşama tutunma peşindedir yorgun elleri
Yargı bağımsızlığından sözeder
kara cübbeli bir yargıç.
..
Sevdim yağız atların koşularını...
Parlayan tüylerinden okşadım.
Büyüdüklerinde...
Yerinde duramayışlarını sevdim.
Ve öptüm,
Rüzgara karşı duran,
dimdik yelelerinden...
..
ve sonra
11 milyona
aldığın hazırlık ingilizcesinin
vardıkça yılların sonuna
kültür mozayiğinde
bir dinar depremi
küllenen akşam namazı
..
Özledim...
Bir türlü kazanamadığım misketi
Uğruna üstümü başımı batırıpta
Annemden dayak yediğim futbolu
Patlattığım ilk futbol topumu
Kendimize bile bakamazken
..
Selam söyle,
Nakarat::
caddelerde eğlenceye,
sahillerde eğlenceye,
diskolarda eğlenceye,
..
Uzun zaman hasretle boğuştum.
Daha ekmeğe kolot derken yuvadan uçtum.
Annemin “Orak ayıydı, yaylaya yeni göçmüştük”
Deyişinden biliyorum bir yaz mevsiminde doğduğumu.
Yazın memleketimden aldığım güneşli meltemle
Kışın, kuruttum gurbetteki çocukluk yıllarımı
Bir de kara lastiklerimizle aşındırdığımız
..
+Ayağıma dikiş atan doktoru çağırır mısınız hemşire bey?
-Bey mi?
+Evet beybi..
-Kan kaybı beyninizi bu kadar etkilemiş olamaz ama neyse.. Çağırıyorum. (dedi ve çıktı hemşire)
+Doktoooooor.! Doktooooor.!
-Ne bağırıyosun, noldu? (diyerek koştu geldi doktor)
+Otursana konuşalım biraz. Hemşire bey bize iki çay getirsin. Sen şekersiz iç, ben kıtlama.
..
Kapatın telefonu,satın cep leri,
Milletin başında kırın copları.
İçelim hep beraber,eroinli hapları,
Kısa yoldan çağdaş olur Türkiye'm.
Açılsın,boyansın,kadınlar kızlar,
Elvan çeşit zamla,yolunsun kazlar.
..
Ankara’ya geleli birkaç gün olmuştu. Bir yada iki bahçeye dalmışız.Hasılat muhtelif; kayısı.çağla,can eriği,yeşil soğan. Tombik Fiko dan daha dayak da yememiştik soğanlar için. Kirli havasına,klorlu suyuna,yukarı mahalle ile taş savaşına,ilik oynamaya yeni alışıyordum. Birkaç sokak dışında fena halde devrimciydi Ak tepe. Ben duvarların yalancısıyım, çocukları ilgilendirmez sağcısı solcusu
Okullar açılmış,öğrenciler hep bir ağızdan bağırıyor“Türküm.... çalışkanım”.. ama ben ikisi de değilim.Epey bir süre iki göz iki çeşme kaçıp eve geliyorum.Hem okulu sevmiyorum üstelik sabahçıyım.Leblebi tozu ve rulo pişmaniye okuldaki ilk samimi arkadaşlarım.Bir seferde yemezdim pişmaniyemi,zerresini ziyan etmeden tadını çıkararak.Öyle ki yemesi dakikalar sürerdi bir dirhem şeyin...Leblebi tozu ise veremli gibi öksürtürdü. Pisuvar ile lavaboyu ilk kez okulda görmüş ve ilk kez orda ayırt edemeyip lavaboyu tercih etmiştim.Kolay olduğunu düşünmeyin zor iştir,yedi yaşında, boyunuzun hizasında bir çanağa işemek.
Şampiyonluklar yaşadığım yıldı; sınıflar arası bilgi yarışması sonrası kazandığımız ödül olan çorap ve t-shirt’ü sosyal bilgiler öğretmeninden alıp doğruca maça koşuyorum.İki yada üçüncü maçımız,final oynuyoruz, kaleciyim. Torpilim kaleye yetiyor,her maçta top bir kez geliyor kaleme ve ben her maçta bir gol yiyorum.Ve dünya futbol tarihine geçebilecek olan olay gerçekleşiyor, öğretmenimiz kupa almayı unutuyor,bir nevi taçsız-kupasız kral oluyoruz.O yılın üçüncü ve son şampiyonluk mücadelesi; bir unvan maçı, rakip M. Ali. Muhammet Ali Clay değil sünnetçi Mehmet ali,”sen bunu kızlara hiç göstermedin mi yahu” demişti.İnsan sevdiği kadına öyle şeyler yapmaz demiştim kendi kendime.Göğsümde gururla taşıdığım maşallahım, ağzıma lokum basılarak kazandığım erkeklik unvanım, elimde dünyayı kaymaklı bisküviye çevirecek asam, arabayla sünnet konvoyundayım,maymun edilmişim,hem ortaokul ikinci sınıfta okuyorum,üstelik aşığım sınıfın en hanım kızına.
Sabah akşam sokağının başında nöbetteyim,kim bilir belki görebilirim.Sokağın okula yakın tarafındayım,lahmacuncunun hemen yanında. Tanımıyorum sokağın öte yanında ki hayatları, aşıkta değilim kızlarına, olmak gibi de bir niyetim yok. Evlenseler,çocukları olsa, sonra bende karışsam çoluk çocuğa ve tıpkı yeni yetme aşıklar gibi kaynasa kanım,aha yazıyorum şuraya bu sokağın kızları bir daha aşık edemez beni kendine! Fakat itiraf ediyorum, bu ilk aşkım değildi. Aslında nasıl söyleyeceğim bilemiyorum ama benim ilk aşkım, daha doğrusu en birinci aşkım, dünyanın en platonik aşkı- dünyanın en güzel kadını-dünyanın en bilgili kadını- dünyanın en her şeyi ilkokul öğretmenim.
..
Yılbaşı geldi, yine bir senenin sonu
Giden ömürden,
Değişmez kaderin yazgısı
Eskiden bizim evdede yılbaşı vardı
Amcamlar gelir teyzemler gelirdi
Amca kızları, amca oğulları
Ne güzeldi
..
Ne kadar içtenlikle seversen sev,
Gördüğünde nefes alamaz zorlanırsın,
Kendine ondan ters gelen ne varsa,
Tiksinti duysan da,zamanla bağlanırsın,
Günlerce düşünür uyuyamazsın,
İfade edemezsin duygularını,
Anlatmak istersin arzularını,
..
Türkçe ana sütü gibi temiz, Sütü gibi anamızın helalimiz. Ancak süt nasıl ki saf su ya da bir kaç mineral, vitamin, kalsiyum, protein gibi maddeden oluşmamışsa dil de tek bir kavmin bilim ve kültür hazinesinden oluşmaz.
İşte giderler
Koridar’a geçenek sözcüğü
Viraj’a dönemeç
İstasyon’a durak
İmalathane’ye işyeri
..
ben hep çocuk kaldım
22 yaşında dev cüsseli
iri saydam telaşe habercilerinin
bir cuma günü ansızım doğuşumu
cihana bildirmesiyle tanındım
birçok hayat birçok engame tanıdım
sürüklendim acı çektim
..
ellerimi koydum masaya
masa bana baktı
ben masaya
zannettim birşey söyleyecek
eğildim masaya
sanki dedi bana:
-benim de seninki gibi
..
Bilemem nasıl başladım
Ben seninle oynamaya
Sanırım yıllar önceydi
Başlamıştım ben ping ponga
Bir kıvılcım ateşiyle
Yerleşip durdun kalbime
..
Yüksel bey futbolu çok sever ve maçların özetini ve yorumlarını hiç kaçırmazdı. Ömründe hiç futbol oynamamış sunucuların yerine eski yıldızların yaptığı programları tercih ederdi. Oğlu İstanbul’a taşındığından beri yıllardır pazar akşamları tek başına televizyon seyrederdi çünkü hanımı spor programı başlayınca başka bir odada el işiyle meşgul olurdu.
Pazar akşamları ekran karşısında keyif çıkardığı günler mazide kalmıştı… Son zamanlarda huzur içinde spora bakamıyordu. Yerden mantar bitercesine Zıtar TiVi, Mhow TiVi, Tox TiVi, Mania TiVi gibi acayip isimli çok sayıda ne-idiğü belirsiz kanallar ortaya çıkmış bunlarda en az beşer dizi yayınlanıyordu. Hepsinde aynı manzara: ya bol ağıtlı, ya bol kavgalı, ya bol şiddetli, ya bol şehvetli, ya bol aldatmalı, bol içkili veya da bol korkulu yani hep seviyesiz ve baştan savma filmler. Günün 24 saati mutlaka bir yerlerde dizi yayınlanıyor. Hanımı pazar akşamları Mania TiVi’deki bol ağıtlı ve bol aldatmalı bir diziyi kaçırmak istemiyordu. Halbuki bu dizi de gündüz tekrarlanıyordu ama Seher hanım yorgunluk çayı içerken ille de Acı Gerçekler’i seyredecekti. Evde yine pazar akşamı krizi yaşanmış ve bu sefer çok sinirlenen Yüksel bey televizyonu kapatmıştı.
Seher hanım, sinirli sinirli çorap örüyordu. Yarıya kadar ördüğü yün çorabı söküp yeniden başlamıştı. Yüksel bey ise Oltu taştan yapılmış tespihini şakırdata şakırdata çekip duruyordu. Vaktin bir hayli ilerlemesine rağmen halen yatmıyordu çünkü hüngürtü dizi halen bitmemişti. Gidip yatsa, Seher kesin böğürtüleri seyredecekti. Madem futbola bakamamıştı, Seher’de zırıltı filminden mahrum kalmalıydı. “Kesin bitmiştir! ” diye homurdanarak yerinden kalktı, tam bu sırada telefon çaldı: “Hayırdır, bu saatte kim arıyor ki? ”
-Alo?
..
Ölüm mü affedersiniz pek de anlayamam bu kördüğümü
Kabahatsiz anların birikiminden mi çağlar yoksa
Mezarında dehşet toparlamış cesetlerin rüyası mıdır
Ah ne zaman gelir ebedi yolculuk başlar bilemem
Saatlerin tiktaklarında sonsuz bir duruş mudur yoksa
Affedersiniz malum gamsız bedende ruhaniyet ne arar
..
Onur BİLGE
Ben artık beş yaşındaydım. Başka kardeşim de olmayacağına göre çocuk arabam neden saklanmıştı? Bu eve neden getirilmişti? Tatar Amca, evimizin marangozluk işlerini yapıyordu. Etrafında dört dönüyor, küçük tahta parçalarıyla oynuyor, ona sorular sorup duruyordum. İçinden gelmiş, bana tahtadan tatar arabası yapmış. At yerine bir kumrunun çektiği, takur tukur giden basit bir araba… Benim, onunla oynama yaşım çoktan geçmiş. Hem galiba bu daha çok erkek çocuklar için. İnandırıcılığı da yok. İpinden tutup çekiyor ve elime alıp konuşmaya başlıyorum:
“Tatar Amca! Kuş uçar. Araba mı çeker? ”
“Çeker çeker…”
..



