elimde bir fırça
boyuyorum kendimi aynalarda
yırttım gömleğimi, eteğimi
bir blucin giyip çıktım
kendi sağırlığımda...
futbol oynadım
..
Ben şimdi bir sigara yakmışım bu gece, yanında da bir bira çok mu? Bekçi amca.
Biliyorum bu parkta içki içmek yasak. Beni kimin şikâyet ettiğini de biliyorum.
Beş dakika önce, şu banklar da oturan iki yaşlı teyze. Hani birinin boynunda kırmızı şal vardı. Hatırladın dimi bekçi amca.
Gel otur hele bir şeyler anlatayım sana, sonra gideriz karakola.
..
Çocukluğumuzda; her oyunun bir mevsimi vardı,
Lakin, tüm oyunlarımız bayramlarda ortaya çıkardı,
Bayramlarda gök kubbe bile bize dardı,
Sevinç beldelerine uçururdu bizi bayramlarımız.
En temiz nefesi bayram sabahında alırdık,
En saf tebessümü bayram sabahında ederdik,
..
“İnsanların sizinle ne kadar az ilgilendiklerini bilseydiniz, onlar için gösterdiğiniz tüm çabaların ne kadar gereksiz olduğunu anlardınız.”
Diyordu okuduğum bir kitapta ismini hatırlamadığım birisi…
Fakat yaşam koşuşturması içinde, içine girilen ortamlar, diyalog kurulan insanlar ve bu yüzden takınılması gerektiği düşünülen tavırlar insana aslında çok da tanıdık gelen bu düşünceyi unutturuveriyor bir anda. Ve sahte bir surat takınarak, bizim olmayan davranışlar ve fikirlerle beraber yürümeye başlarız. “Bu ruha bu beden, bu bede bu ruh ters…” durumlarını yaşarız, adeta. Giydiğimiz onca elbise içinden, taktığımız bunca maske arasından kendimizi bir daha ulamamacasına kaybederiz. Bizim olanı, biz olanı aramakla geçer bunda sonraki ömrümüz. Ve kaybolmak hissi, terk etmeyen tek sevgilimiz bizim…
Bu duyguları yoğunlukla yaşadığım yerler oldu benim için, gittiğim ilk büyük şehirler; İstanbul, Ankara, İzmir ve Sakarya gibi….
Sözgelimi bindiğim bir otobüste ilk zamanlar yadırganmayacak bir oturuş şekli, insanlarla kurulacak ilişkilerin sınırları hep düşündürtürdü beni. Girdiğim, kapalı bir mekanda oturanların beni beklediklerini ve herbir çift gözün beni izlediğini düşünürdüm.
O zaman maskeleri olanca hızla takacak manevra kabiliyetim de gelişmemişti. Psikolojiden öğrendiklerim sonradan imdadıma yetişecekti. Savunma mekanizmaları gittikçe hayatımın bir parçası ve onu kolaylaştıran dostları oldular. Kah pollyanna’ydım kah mantığa bürüyen, eşekten düşüşünü “zaten inecektim”’lerle açıklayan bir tuhaf olup çıkmıştım.
Ve İstanbul şehri, hayallerim genişledikçe Siirt’i gözlerimde un ufak eden kartpostalların vazgeçilmez manzarası. Böyle bir şehir vardı ve ben ona siyah-beyaz kutunun ekseriyetle Türk Filmlerinde rastlardım. Ve en çok kartpostallarda..
..
Bu gece sanki bitmeyecek,
Bu sabah gün doğmayacak gibi,
Önce resmine baktım sonra,
Yıldızlara, elim titredi.
Önce geçmişi, Sonra seni ve,
Güzelliğini düşündüm, seni düşündükçe,
..
Hoşça kal Karaören köyü
Çıktım yola gidiyorum
Yedim ekmek içtim suyun
Çıktım yola gidiyorum
Seyrettim Hasan dağını
Dolandım üzüm bağını
..
Kabuslar Tiyatrosunda
basit birer kuklayız,
İpleri her zaman
Başkalarınca çekilen.
Bize verilen rolleri
sadece uyguluyoruz
Adına da bunun
..
Özledim,
Kırlarda koşmayı,
Kuzuları otlatmayı
Ve kuşları kovalarken düşmeyi.
Özledim,
Saklambaç oynamayı,
..
Ruh halleri bozuk, maçı seyreder
Oynanmış oynanan futbol dengesiz.
Çerçeveyi görse ne farkeder
Filelere giden o gol dengesiz.
Yazılı ve görsel basın dengesiz
Verdiğin vereceğin pasın dengesiz.
..
Gözlerim hala o çocukluğumu arıyor
farkında mıyım bilmem
hani saklanan arkadaşlarım
Dut ağacının arkasından ya da bir evin köşesinden
sanki her an karşıma çıkacakmış gibi
çok zaman geçti belki
..
Akşamdan kalmaydık işte!
Bu boş zamanda
Hep hastalanırdık, yaralanırdık.
Açamazdık gözlerimizi,
Akşamdan kalmaydık işte!
En büyük K.D.V ler uygulanırdı ikimize.
Hiç fatura almazdık
..
Hayat varoşlarda başlar gözüm!
Ya küçülen omuzlarda yükselen
Bir simitçi tavlasında,
Ya da ilk alın terinin damladığı
Boyacı sandığında.
Hayat varoşlarda başlar gözüm!
..
Şu bilim asrında hala kanarız
Bu saflık nedendir anlayamadım.
Dolduruşa gelir sonra yanarız
Yangına su olup damlayamadım…
Aziz nesin haklı gibi görünür
Çok mu? Safım aklım is’e bürünür
..
Futbol maçımız var
Yabancı bir takımla
İyi oynamıyorlar millilerimiz
Yenik durumdayız
Maçı anlatan spiker habire
Suçu hakeme yükleyerek bastırıyor
Yunanlı hakem şöyle yaptı
..
Canım Yavrularım; Sizden ayrılmak ne kadar zormuş, artık dayanamıyorum.
Siz gecemde rüyam, sabahları kahvaltım, kahvaltımda sosisim, balım, çayımda şekerim, yemeğimde tuzum, biberim, soframda ekmeğim, gönlümü doyuranlarım benim.
Siz çöllerde serabım, sahilde denizim, dağlarda ormanım, şelalem, gökyüzünde ay ve yıldızım, gündüzleri güneşim, dünyamı aydınlatanlarım benim.
Siz gözümde kanat çırpan martı, denizde yunus, bahçemde gül, penceremde bülbül, kalbimde umut, hayallerimsiniz benim.
Güzel Yavrularım Benim;
Hayal ediyorum sizi, piknikte döner yerken, havuzda yüzerken, dondurma yiyerek sahilde gezerken, lunaparkta eğlenirken, misafirliğe giderken, evimize misafir alırken, boynuma sarılırken, öperken, canım babam derken...
Hayal ediyorum bayramlarımızı, ne güzeldi değil mi, anneler, babalar günü, ya doğum günleri, çok üzülmüştük bir gün nasıl da ağlamıştık, ama en çok gülerdik hani,
Hayal ediyorum sizi yemek yerken, ders çalışırken, okula giderken, hatta okuldan kaçarken, masa tenisi, futbol, voleybol oynar, güreş yapar, stadyumda koşarken, hayal ediyorum sizi maç seyrederken,
Hayal ediyorum sizi zeybek oynar, bale yaparken, şiir okur, şarkı söyler, drama yazıp oynarken, hani bensiz oynamazdınız,
Tatlı Yavrularım benim;
Hayal ediyorum İnci’min su getirmesini, Derya’mın “Müdür baba çay getirdim”, Duygu”mun “kahve yaptım müdür baba” demesini, Songül’ün çikolata istemesi, Yılmaz’ın bana ne bana ne demesini, Aynur’un küsmesini, Mesut’un gülmesini, Yasemin’in yanağımı ısırmasını, Can”ın koşmasını hayal ediyorum ama “aman düşersin yavrum” diyor, irkiliyorum,
Canım yavrularım;
Artık dayanamıyorum, bakmayın bana öyle.
Yuvamızın topraklı yolları, şirin yuvanın, çaresiz değilsiniz benim gibi.
Bırakmayın beni, bırakmayın beni el memleketlerinde, kuru selvilerin dibinde,
Komayın, komayın beni kokularınıza hasret,
Komayın yüreğimi kırık dökük, komayın çaresiz, boynu bükük,
Canım yavrularım, ne olursunuz, siz yine de götürün beni Yalova’ya,
Hayallerim gerçek olsun, sizi bir kez olsun göreyim,
Hani Mayıs’ta sevmiş, Haziran’da sevdalanmıştım ben size,
İsterseniz gömün beni, bir haziran sıcağında,
Ama ne olur, alın artık beni çocuklar, alın buradan,
Aşklarımla, hayallerimle, hasretimle, anılarımla alın götürün.
Alın götürün, komayın beni burada kırık dökük,
Komayın, komayın beni el memleketlerinde, komayın çaresiz, boynu bükük. Ali YURDAKUL - Müdür babanız
(Fethiye - 2007)
..
Kar yağdı İstanbul’a
yağmadığı kadar,
ve daha bir güzel gösterdi
bu murdar kenti.
İki günlük karın ardından
top oynamak,
..
Futbol saha komiseri diyorlar
Oyun kurallarını biliyorlar
Kontrol için üstüne geliyorlar
Onlara soruyor İbrahim Abi
..
Islak bir yaz günüydü hatırlanan… Islak ve yorgunluğa teslim olmuş bir rehavet vakti. Bir destan kadar güzel, bir masal kadar özeldi. Şakaklarını ıslatan yaşlarla beraber her hatıra bütün detayları ile yeniden yaşanırdı hoyrat saatlerde.. İlle de gecelerde.. Yalnız bir başına kalmışlıkla yıldızlara anlatılırdı zeytin gözlü bir maralın yazısı…
Ayşe! Öyle mahzun, öyle masum, öyle narindi…
Ayşe! Her sabah kapımın önünden geçip giden kumral bir hülya…
Bakınca ta derinden gözlerime, sisli bir rüya, şimdi anılarda yaşayan.
Zamanını futbol oynayarak geçiren genç… O da bir o kadar gururlu ve başı dik. Aşka aşık Yaşar…. Adı gibi sevdalı, adı gibi hülyalı, Ayşe’sine delice tutkun Yaşar…
Günlerin birbirini kovaladığı o heyecanlı süreçte tanışmış arkadaş olunmuştur.
..
Amerikanın güzel yerlerinden biri de
Kentucky eyaleti, hiç te kalmaz geride
Torosları andırır suyuyla havasıyla
Menekşe dağlarıyla, yemyeşil ovasıyla
Öyle bir yerdedir ki eyaletler arası
..
Kenarları olmayan bir aşkın son harfi
Alıngan bir çocuğun felaketiyim
Mısır koçanlarının
buruşturulup atıldığı yerde,
tam kalbinin ortasında
Sendeyim...
..



