Avuç içinde ki suda annemi ,
Yüreğinde ki ateşin fıtratında ,
sevdamın silüetini taşıyan Gülê!
Beraber baktığımız iğde ağacı, yüzüne aynı anda tebessüm ettiğimiz çocuk;
Vaktine tutsak ,
yitip giden gençliğimden anlıyorum ;
Cennet nimeti sevgilim ..
Gözünden bir lokma aldım,
Dudağından bir tas su,
Yüreğin benden bahseder,
Hıçkırık tuttu ,
Gurbet
Tarih 6 Mayıs’ı koparıyordu
takvimlerden ..
Altı defa ölüp dirilmek gibi,
Sakallarımda bir veda sancısı ,
“Biliyor musun” diye başlıyordu çoğu zaman söylenecekler.
Ve kalanların daha çok söz hakkı oluyordu sevdalarda ..
Biliyor musun?
Ateşe verdiğin sevdanın külleri ellerimde ..
Kapı dediğin nedir ki
varlıkla yokluğu ayıran çizgi
İki dünyayı birbirinden ayıran
İçeriyi koruyan
Dışarıyı ise unutturan tahta parçası
Kapı dediğin
Mevsim bahar
Denize şarkılar söylüyor
Göğün mavisi
yorgun gün batımının koynunda dinlenir dalgalardan yorulmuş martılar
benimse dudağımın üstünde üşüyor öpmelerinden geriye kalan bir dilim ay
yalnızlığımın karnını doyurmaz buğday tarlalarından esen rüzgarlar
Sevdası kara;
Kavuşması ötelenmiş ,
kör yazgıdır aşk hayatımda.
Gittin!
Şehrin kalbine indi ayrılık.
Ben sana vuruluyorum tarihin
belirsiz zamanı herhangi bir günü ,
kendimi 18 yaşında buluyorum,
ayaz bir tipide ruhum koynunda,
Güvercin kanatlarından ,
barış şarkıları söylüyorum sana ,
Lina!
Rüzgâra diz çöktüren dağların en kırılmaz sırrı!
Göç yollarındaki kervanların
son sığınağı,
yitik uygarlığın yaşayan tek varisi…
Gitme!
Lina!
Dingin yüreğimin vaveylası,
Soğuk duvarımın güneşe bakan yüzü;
Nasırlı ellerimin narin; ipek örtüsü.
Tut ellerimden; Öyle bir tut ki !
Kırılsın utangaçlığımın müzmin kilidi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!