TOPRAK...!
Zulüm tarlalarında
İki ömür çürüttü kederler,
Bağrına taş basa basa.
Gelir….!
Gurbet sana ne diyeyim bilemem ki
Bacı gardaş gömleğimde dar gelir
Kurumuş ekmeğim tükenmiş aşım
Bir kara yazıdır gençliğim
Her gün doğumunda el bağlar karaya
Tutar kızıl güneşi yelelerinden
Kor alevin yedi rengi damar damar kavursa da yüreiğini
Atar arşın gamı gasevetini kara yazıya
GÜLLERİM AÇMAZ
Ayrılık künyesin taktım boynuma
Hasretin acısın bastım koynuma
Gitti gençlik çağım serdim yoluna
Kasvetin bağında güllerim açmaz
Dönüşsüz ayrılık....!
Felek nazar mı eyledin bahtıma
Kanat açıp uçamadım tahtıma
Engerekler otağ kurmuş yurduma
Gücümü yetirip baş edemedim
Nice yirmi yıllara
İyi ki gördüm sevdim gönül seni
Gönlüme serdim yar seni
Hayat yağarken zamanı bulut
Seninle yürüdüm taş sokaklarını aşkın
Vurgun...!
Vurgun yedim bu sabah
Ne şiir ne masal nede roman olurdu
Hece hece çözdüğüm cümlelerinde
Mısraların anlatamaz
Hayat Üzülme…!
Çaresizler çağırıyor gel demeleri
Söyletemiyor inkarlar
Tılsımı bozuk özlemleri
Kirli gözler
Kirli gözlerinle akma yüreğime
Aydınlık sevgimi kirletemezsin
Sen dünyayı elek edersin amma
Şu bendeki beni hiç göremezsin
Kavil
İlk fırsatta inmiştim yüreğinin karanlık odasına
İlk sabahta uyanmıştı yüreğin gözlerimin sedasına
Aklına koymadığın gidenin izi kalırdı unutmuşsun
Uğurlarken gülüşlerin yalancıydı ardımdan
Şimdi sende göresmedin mi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!