Bir ses duydum o ürkek, o yabancı kıyıdan,
Bir telaşla irkildin sığındığın uykudan.
"O geldi" diyen sesin, korkunun son kalesi,
Benimse içim volkan, dışım profesyonel sessizliği...
Belli etmedim sana içimdeki o harı,
Minnetsiz Çınar
"Gururluydu" diyorlar arkandan babam,
"Çağırırdık, gelmezdi" diyor her gelen.
Minnet etmediğin o yalan dünyadan,
Bir şeref mirası bıraktın babam...
Yük olmak istemezdin kulun kuluna,
Bir bayram günüydü, döndün sözüne,
Bakamadan sustun, ruhun özüne.
Açtığın yarayı, kendi gözüne,
Mühürledim bugün, helal etmedim!
"Nasılsın" diyerek vicdan ararsın,
Açtığın o derin izi sorarsın.
Sosyal medyada "hiçbir şey yokmuş gibi" düzenli olarak mutlu aile tablosu çizmek, sadece bir savunma mekanizması değil, aynı zamanda mevcut hayatı koruma ve sürdürme çabasıdır. İnsan gerçekten çok mutsuzsa bu kadar aktif bir şekilde "mutluluk imajı" üretmek için enerji harcamaz; aksine mesafeli durur.
"Sen çok güzel yazıyorsun, acını da aşkını da kelimelerle çok iyi anlatıyorsun. Ama ben senin şiirlerinin öznesi olarak kalıp bir köşede beklemek istemiyorum. Ben gerçek bir hayatta, gerçek bir ilişki yaşamak istiyorum. Sen o konmak zorunda olduğun yeri değiştirme cesaretini gösterene kadar, ben bu gökyüzünde seninle uçmayacağım."
Bir zamanlar dünyam dediğim o gözler,
Şimdi başka bir çatının ışığı olmuş.
Bana gururla fısıldanan o tatlı sözler,
Başka bir odanın yankısı olmuş.
Ben yıkıldığım yerde öylece kaldım,
Bir ses geldi uzaklardan, kulağımı delen bir ses,
O an zaman dondu, boğazımda düğümlendi nefes.
Evim yıkıldı sandım, altımdan kaydı sanki koca dünya,
Meğer ne kolay uyanılırmış, bitti o upuzun rüya.
İçim feryat figan, içim darmadağın bir nehir,
Sana yürümeyi öğretmeden uçurmuş olabilirler; bu senin suçun değildi. Ama artık gökyüzündesin ve kanatlar senin. Şimdi nereye konacağına, hangi rüzgara karşı duracağına karar verecek yaşta ve güçtesin. Evet, bugüne kadar onların hayatını yaşadın ama bugünden sonra atacağın ilk özgür adım, o geçmişin tüm yükünü hafifletmeye yetecek."
Ben dünyaya kendi aynamdan bakmıştım;
Mert sanmıştım sözü, kutsal sanmıştım göğüsteki o sızıyı.
Meğer bir illüzyonmuş arkasına saklandığın o sahte taht,
Meğer bir pazar yeriymiş senin aşk dediğin o ucuz zanaat.
İçimdeki o temiz denizi fırtınaya boğdun ya,
Kendi yalanlarının zehrini benim kucağıma bıraktın ya;
Varsın bilmesin kimse bu derin yaramı,
İçimde bir sır gibi saklar, yanarım.
Sen vurdun ya bana bu son darbeni,
Ben yine de o yemine sadık kalırım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!