Her ne kadar 2002’den bu yana hırsızlık, gasp, cinayet gibi olaylarda düşüş olduğu iddia edilse de, Hollanda Polis Teşkilatının Internet sayfasında yapılan bir açıklamaya göre Hollanda’da yılda ortalama 120.000 ev soyulmaktadır. Gasp veya cepçilikte hat safhadadır. Hollanda gibi refah seviyesi çok yüksek bir ülke için yüz binlerce ev ve işyerlerinin soyulması, çok sayıda insanın gasp edilmesi anlaşılır gibi değildir! Ancak, yazının konusu ev soygunlarına yöneliktir.
Ev soygunların azaltılabilmesi yönünde bazı tavsiyeler bulunmaktadır. Bu tavsiyelerin özelliği ise ev sahiplerinin yatırım yapmaksızın alabilecekleri basitçe önlemlerdir. Öte yandan, önlem alınan evlere yönelik soygunlarda çok büyük oranda düşüş görülmektedir. Bu önlemlerin bazıları sırasıyla şunlardır:
• Bir kaç dakikalığına da olsa evden çıkılırken pencere ve kapıların iyi kapatılması
• Uzun süre için dışarı çıkılması halinde kapıyı sadece kapatmak yerine kilitlenmesi
• İçeriden kapı kilitlendiğinde (yani akşamları) anahtarın kapıda bırakılmaması
• Mücevher gibi kıymetli eşyaların veya pasaport gibi önemli dokümanların iyi saklanması
• Evde mücevher veya parası olanların (evin gizli bir yerine) çelik kasa yaptırmaları
• Antika gibi kıymetli eşyaların sokaktan geçenlerin bile göreceği bir yerde olmamaları
..
Veysel nihayet yıllar sonra İzmir’e tayınını çıkartmıştı. Hep İzmir’de deniz yakınlarında bahçeli bir evde yaşamayı hayal etmişti. İzmir’de okurken denize aşık olmuş, boş zamanlarda saatlerce denizi seyretmişti. Bir hafta önce İzmir’e tayını çıkınca sevincinden ne yapacağını şaşırmıştı. Hemen eşiyle beraber İzmir’e gelip denize yakın bahçeli bir ev aramışlardı. Halbuki çalıştığı bankanın müdürlere özel çok lüks bir dairesi vardı ama Veysel bahçeli ev istiyordu. Malatya’da bahçeli bir evde büyümüş olan Veysel, apartman dairelerine bir türlü alışamamıştı. Hem, kahve veya gece hayatı olmadığından boş zamanlarını ya deniz kenarında ya da bahçede geçirmek istiyordu.
Üç gün aradıktan sonra istediği bir ev buldu. Gerçi ev biraz küçüktü ama büyük evlerin kirasına gücü yetmiyordu. Hanımıyla beraber boya ve renklerini seçmişler ve evin bütün boya ve badanasını kendi yapmıştı. Salonu açık sarı, yatak odasını, dinlendirici bulduğu için, acık mavi ve diğer yerler için beyaz rengi kullanmıştı. Kapı ve pencere çerçevelerini ise kreme boyamıştı. Boya ve badana işlerini bitirmiş sıra temizliğe gelmişti. Evinin ilerisinde bulunan çarşıdan temizlik malzemeleri almak için dışarı çıktı. Alacağı malzemeler çok olmadığından ve çevreyi biraz tanıyabilmek için yürüyerek çarşıya gitti.
*
Mert, Mineyi uğurladıktan sonra adeta ne yapacağını şaşırmıştı. Makam arabasını sigara almak için yol kenarına park etmişti. Sigarayı aldıktan sonra yola devam edecek mecali kalmamıştı, bu arada farkında olmadan derin düşüncelere daldı.
Beş yıl boyu onca maceralardan sonra çalıştığı bankanın müdiresi olan Mine sayesinde artık düzenli bir hayatı vardı. Mert, bir yıldır Poyrazbank’ta özel şoför olarak çalışıyordu. 6 ay Mine’nin özel şoförlüğünü yapmış ve Mine’ye daha ilk günden çok beğenmişti. Mine ile tanıştıktan sonra ilk kez evliği düşünmüştü. Hayatını adam akıllı düzene sokmuş, hatta bir banka müdiresiyle evlenebilmek için hiç sevmediği ticarete bile atılmıştı. “Hangi müdire kalkıp bir makam şoförüyle evlenmeyi kabul ederdi ki? ’diye düşünüp Mert emlak işine başlamıştı. 3 ayda bir ev satmış biraz para kazanmıştı… Emlak işini biraz da olsa alışmıştı yani devam etse daha çok para kazanabilirdi. Mine gittikten sonra artık emlakçılık yapmanın hiç bir anlamı kalmamıştı… Yakın bir yere gitmiş olsa bir yolunu bulup görüşürdü ama annesinin rahatsızlığı nedeniyle memleketi Artvin’e gitmişti.Gitmeseydi daha fazla düşünmeden evlenme teklifini yapacaktı…
-Ah Mine ah! Annenin canına can katacak değilsin ya! İlla beni bırakman mı gerekiyordu? Hem, ben sensiz buralarda artık nasıl yaşarım, bankaya nasıl girip çıkarım? Senin içinde olmadığın bu arabayı nasıl sürerim!
..



