(Erkek): Bakışlarında dumanlı bir kış hazırlığı var yine, Sanki bavulunu toplamış da gitmeyi unutmuş gibisin. Anlatsan diyorum; şu odanın sessizliğini bozsak mı? Çay soğudu, akşam çöktü, biz hala aynı dizedeyiz. Sadece susmak yetmiyor bazen, sessizlik de yalan söyler. Hatırla, duvarlara astığımız o eski resimleri; Gülüşlerimiz o zamanlar ne kadar da gürültülüydü, Şimdi fısıltımız bile duvarlardan çarpıp geri dönüyor bize. Ben mi eksildim sende, yoksa sen mi bende çoğalmaktan korktun? Yılları saçlarına tek tek ben ekledim sanıyordum, Oysa her beyazda benim biraz daha silindiğimi fark etmedim.
(Kadın): Gitmeyi bilmediğimden değil, kalmanın yükünden yoruldum. Sen kelimeleri birer zırh gibi kuşanırken üstüne, Ben çıplak ayakla cam kırıklarında yürüyorum. Sessizlik dediğin, söylenmemiş sözlerin cenazesidir aslında. Çoğalmak, bazen kendini kaybetmektir, anlamıyor musun? Ben senin gölgende bir saksı çiçeği gibi solmaktan yoruldum. Sen beni severken bile, aslında kendi sevgini seviyordun. Bir ayna tutuyordun bana, kendinden başkasını görmüyordun orada. O siyah-beyaz resimler, renklerini bizden çaldıkları için o kadar netler. Sen hatıraları kutsuyorsun, bense şu an nefes alamıyorum.
(Erkek): Peki ya o cam kırıkları benim kalbimden dökülüyorsa? Sana ulaşmak için kurduğum her köprü neden yıkılıyor? Rüzgarı suçlamak kolay, fırtınayı biz yarattık oysa. Gözlerime bakmıyorsun, sanki orada bir yabancı oturuyor. Eğer gölgem ağır geldiyse, güneşi önüne sermediğimden değil, Güneşin kavurmasından korkup seni sakındığımdandır. Şimdi o saksı çiçeği dediğin kalp, neden bu kadar uzağa bakıyor? Seni hapsettiğim dediğin o bahçe, benim tek sığınağımdı; Ben o bahçenin duvarlarını sen gitme diye değil, Dünya seni incitmesin diye ördüm, ellerim kanayarak.
Kar çiçeklerine belenmiş
Balarılarıyla
Döşeğin kara kışta
Bu tahtaboşa seren




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta