yazacak kadar yaşamış
Sokaklardan sürüklene sürüklene geldim eve,
Adımlarım betona değil, içimde kalan kırıntılara basıyordu.
Hava buz gibi kesiyordu nefesimi
Ama üşüten rüzgâr değil, sensizliğimdi
Anahtarı çevirdim kapı direndi
Sanki ev bile “gelme” der gibi baktı yüzüme.
Bir yara var içimde,
İlk açıldığı gün kadar taze,
Üstüne kaç kasım geçti bilmiyorum
Ama hâlâ kanıyor sensizliğin izi.
Sen gittin ya…
Benim içimde dünyalar yıkıldı,
Anne…
Bir nefesti senin adın.
Gittiğinden beri
hava var,
ama soluk yok.
İnsanlar konuşuyor,
Kış geldi…
Sonbaharın yorgun sarısı
bembeyaz bir huzura devrilirken
camı aralayıp kar tanelerinin sesini dinliyoruz
içimiz ılık, odamız sıcak, nefesimiz buğulu…
Yeni yıl kapıda, takvim umut kokuyor
Seninle başlayan her gece,
Uykunun kıyısına bırakılmış bir dua gibi büyüyor içimde.
Gözlerin kapanınca, karanlık bile güzelleşiyor,
Çünkü bilirim…
Bir insanın uyurken taşıdığı masumiyeti
En çok sevdiği fark eder.
bir sokağın köşesinden başlayalım anlatmaya aşkı
bir çay bardağının buğusunda,
gece yarısı açık kalan bir lambada,
bir otobüs durağında birbirine değmeyen iki gölgede…
Aşk neydi
Kendime soruyorum bazen
Aşk gerçekten nerede başlıyor?
Bir rüzgârın saçımıza dokunuşunda mı,
Yoksa içimizde durmadan çalan o eski şarkıda mı?
Sen hiç
BAHADIR— Yine mi sen?
BERGÜZAR— Balat küçük yer, kaçamıyoruz demek.
BAHADIR— Ya da şehir bizi aynı köşeye bırakmayı seviyor.
BAHADIR— Kahve mi içiyorsun yine?
BERGÜZAR— Evet… alışkanlık.
Baba,
Sen gittin…
Benim omuzlarıma çöktü bütün dünyanın ağırlığı.
Daha çocuk sayılırdım,
Ama bir gecede büyüdü üzerimde zaman
Ne oyun kaldı avuçlarımda,
El ele yürüyen çiftleri görünce
içimde ince bir sızı dolaşıyor.
Mutlu değilim demiyorum…
ama içimde sessiz duran bir özlem,
her adımda kendini hatırlatıyor bana.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!