Duvarlarında kahkaha yankıları dolaşırdı evimin
Sonra bir gün, herkes sırayla gitti.
Kimisi sessizce, kimisi veda bile etmeden.
Ve ben o gün anladım:
İnsan en çok güvendiğinden darbe yer.
Sen de böyle öğrendin değil mi bu gerçeği?
Ne tuhaf değil mi…
Bunca insanın içinde
bir tek ben duyuyorum kendimi.
Ama yetmiyor.
Yetmemesi de ayrı acı.
Konuşmak isterdim aslında…
Dilimde büyüyen bir düğüm var;
Sana anlatmak isteyip de
Her defasında içime geri dönen cümleler…
Biz aşkı kelimelerle değil,
Kuru ekmeği masaya koyuyorum,
önce bakıyorum.
Tokluk bundan mı gelir,
yoksa alışmaktan mı,
bilmiyorum.
Ama insanın
Korkma diye başladı bir milletin sözü,
Akif’in kaleminde titredi gökyüzü.
Bayrak dediğin kandır, ezan dediğin can,
Bu toprakta susmaz ezan, teslim olmaz vatan.
Beşikten cepheye uzanır yolumuz,
Her ev bir kışla, her ocak ordumuz.
Gece uzadıkça
zaman ağırlaşıyor.
Saat işlemiyor,
sadece hatırlatıyor.
Bir sigara yakıyorum,
dumanı değil
Sabah Kadıköy’de uyandım,
Martılar benden önce kalkmış yine, utanmazlar!
Bir simit aldım vapurdan geçerken,
Simitçi abi “taze taze!” diye bağırdı,
Ben de “abi ben zaten bayat değilim” dedim,
Adam hâlâ gülüyor, kulaklarımda çınlıyor.
Eren:
Bir sonbahar kokusu var içimde,
Adını her aldığımda biraz daha eksiliyorum sanki.
Doktorların sesleri hâlâ kulaklarımda,
“Vakit daralıyor…”
Ama ne garip, sen yanımdayken
Gece iner Medine ufkuna,
Rüzgâr bile adınla yürür ya Resûlallah.
Kalbimin kapıları açılır her salâda,
Bir gül kokusu düşer yüreğime
Sanki Ravza’dan esen bir nefes gibi taze, diri, umutlu.
Bir avuç gencin kahkahası yankılanıyor sokaklarda,
Ezan okunuyor uzaktan, kimse duymuyor,
Duyup da duymazdan gelenler var…
Namazla alay edip şakanın içine gizleyenler var,
Sanki secde bir yükmüş, sanki kulluk ayıpmış gibi…
uyan genç uyan, bu yaptığın sana yakışır mı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!