Gözümden dökülen her damla yaşta,
Söyleyecek sözüm, dilimde kaldı.
Ömür gelip geçti bu genç yaşta,
Gençliğim o yarin elinde kaldı.
Yalanmış dediler sevdanın özü,
Benim bu dünyada hiç yüzüm gülmedi,
Kaderim dertleri bana eş etti.
Ömrümden ne kaldı, gençliğim bitti,
Yeter ki sen ağlama, gül yüzün solmasın.
Ben çekerim elbet aşkın yükünü,
çelikten bir bedenin içinde pas tutmuştu kalbim
aynı fabrikanın gölgelerinde doğduk
tesla damgalı iki beden çelikten yoğurulduk
Bazı sevdalar vardır
Kavuşulması güç uzaklıklar içerir
Yaşayan bilir sadece
İşte bende sana hasretim
Bir demlik çayın içinde
Ne zaman demlikte su sesi duysam,
Erkek var kahve gibidir,
Acısını içine gömer.
"Güçlüyüm." deyip güler geçer,
Yalnız kalınca çöker.
Erkek var ceket gibidir,
Allahım...
Bana öyle bir kalp ver ki,
Kimseyi kıracak kadar katı olmasın,
Kırılacak kadar da sevgisiz kalmasın.
Dilime öyle sözler emanet et ki,
Bahçemizdeki dut ağacı
Göğe uzanır inceden.
Bir ucunda sen,
Bir ucunda ben.
Vazgeç bu sevdadan ey garip gönlüm,
Bu yolun sonunda hüsranlar var.
Her gülüşe aldanma, her ele kanma,
Gülü diken yapan insanlar var.
Pazara indim, aldım domates,
Yâri görünce yükseldi nefes,
“Evlenek mi?” dedim, kaşını çattı,
“Domatesi al da, gerisi kısmet!”
Babası sordu “Ne var tapuda?”
Eski bir tiyatronun tozlu sahnesinde,
Tahtadan bir kuklaydım ben.
İplerimin ucu avuçlarındaydı,
Gülüşünle başlar, susuşunla biterdim.
Perdeler açılırdı her bakışında,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!