Ne güzel gülüyordun oysa
Gecenin siyahında
Sessizlik bir nefes gibi koynumda sabahlıyordu,
Ve sen kırmızı renge bürünmüş beyaz elbisenin içindeki hareketsizliktin...
1 EKİM 2015-ankara
Ölülerin en güzeliydin
Bir arzulu kadındın
Sevinmiştim karşılaştığıma
Gözlerin aynı sözleri tekrar etmişti
Karamsardım
Duyuyordum söylediklerini
Ölü bedenlerle nedenler sessizce uzaklaşır birbirinden
Ne de olsa son çığlıktır aldığım nefes
Yahut sıra dışı ölüm olur benimkisi
Sanki ardımdan gelen yalnızlık bana aidiyetimi sorgulatıyor
Naçizane düşlerim ölü kalır yanınızda...
Soğuk bir beden vardı,
Ve vakur bir duruş sergilerdi adam,
Ne de olsa aynı zaafları vardı
Yalnızlık rotalı bir yolculukta ilerlerdi adam,
Anlamazlıktan gelen bir hali vardı curcuna içinde
Kafi gelen sadece sadelik,
Simsiyah gecenin kırmızı ölümlüsü
Adımlar arttı
Geliyorum
Güneş doğumuna yakın zaman
Sesler duyuluyor
Belki de tahrik hissediliyor
Aynı adla yazılıyor tüm romanlar
Bir gece yarısı
Saat yalnızlığa çeyrek kala
Bir hüzün var gönlümde
Böyle kötü bir hissiyat
Sanki kaybolmak var sonunda
Aşkın…
Aslında eylül gibi narin bir esintiydin
Yoksa Arnavut kaldırımları kadar sahici mi?
Sokaklar alabildiğince vakur bekler sonbaharı
Gülümsemen ile başlar yeni gün
Ve vakit yine gece yarısını bir geçiyor.
Aslında eylül gibi narin bir esintiyle gülümserdin bana
Kıyıya vuruyordu insanlık yine
Hepsinde küçük çocuğun alnındaki çamur kadar kirli alınlar vardı,
Sessizce susuyordu insanlık
Ya da konuşması sus pus...
03.09.2015-ankara
Baharlarım vardı benim,
Bir de bitmesi gereken malum kışlar...
Zerresinde ekmek banılan ayıplı kederler
Ya da çaresizlik içinde yoksun bırakılan zürriyeti askıya alınan gündüz düşleri
Yoksa hiç bir kış bu kadar yalnız olur muydu?
Yahut senfonik silsile...
Bir fotoğraf karesi görürdüm kendi kimliğimi
Acizlik yabancı değilmiş meğer bana...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!