Kapkaranlık bir beyaz gelinlik
Sonrası matem...
Yahut kırmızıya bulandı topraklar
Siyahımsı bir kederin üzerine illaki ölüler
Ki gömülür matem gününde,
Elli bire nazır bir coğrafyada...
Aslında yaşamak ölüme yürümektir
Ya da nefes almanın tarihçesi
Öyküler yazılır,
Veda zamanı gelmiştir bazen
Ve yeniden kaçınılmaz son
Aşk kapıyı çalmaz
"Hoşçakal" hüzün kadar keskin bir kelime,
Elvedanın yakıcı senfonisi
Cebimde kaç "hoşçakal" kalmıştı ki...
6 AĞUSTOS 2015 PERŞEMBE
GÜRBULAK SINIR KAPISI/DOĞUBEYAZIT/AĞRI
Kimimiz kimlikten olmuş
Kimimiz benlikten
Ayrı bir kimlik gerek kimine
Sandığımızdan uzak bir ihtimalle tutunmuşuz insanlığa
Adına insanlık diyorlar birileri
İki üç ağacın gölgesi üzerine yazılan yazılarda
Bir gülümseme var şimdi
Her nefes alışverişinde
Bir bakıma ateşin sönmesi
Bir bakıma sevda yokuşlarının ceremesi
Hiçe koşma arzusu içinde
Bir nefes daha alıyor
yalnızlık dedi epik tiyatro
aynı kahramanlıklar silsilesi
umutsuzların uydurduğu senaryo
kayıp bir zaman çizelgesi
görünürde gizlidir yalnızlık
Dediler ki güzellik görecelidir,
Mevsimlerden bahar mevsimi,
Trajikomik romantikten bozma hoppa filmleri
Beyime çok enflasyonist gelmişti.
"Netekim" diye girerdi hadiseye mevzu bahis nevi şahsına münhasır kişisi,
Ve dahil kime dair yazdıysam hepsi bir nevi şahsiyet gizledi kendi kapısının önüne...
Dökülür cümle günahlar
Büsbütün kaskatı kesilir vücut
Belki de son kez nefes alır hayat olası lanet
Ya da çoktan gelmiştir son…
Yol kenarında kalır ince ayarlı kederler
Acizlik kadar yoksun,
Bilinmeyen masumiyet çizelgesi
Sıradan cümleler kuruyorum;
Vesaire bekleyişler ile sınırlı yaz akşamları
Zerre zakkum kırıntısı olmaksızın,
Bana şarkılar söylesen ya...
Sıra sana geldi
Kelimelerim az ama sana karşı
Oysaki kelimeler bile yetmez derdim
Ne tuhafmış yeni anladım
Adın kalmadı bile aklımda
Sadece gözlerini görüyordum




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!